Moğolistan sinemasının uluslararası alanda tanınan yüzü Sengedorj Janchivdorj, adeta festivalin maskotu haline geldiği Tallinn Black Nights Film Festivali'ne (PÖFF) görkemli bir geri dönüş yaptı. Yönetmen, 2024 yılında Grand Prix ödülünü kazandığı ve ülkesinin 98. Akademi Ödülleri'nde (2026) Uluslararası Uzun Metraj Film kategorisinde temsilcisi olan “Silent City Driver” filminin ardından, bu yıl ana yarışmada 16 dünya prömiyeri arasına giren en yeni eseri “The Muralist” (Duvar Resmi Sanatçısı) ile sinemaseverlerin karşısına çıktı.
Görsel açıdan çarpıcı bir sanat, hafıza ve uzlaşma meditasyonu olarak tanımlanan “The Muralist”, Janchivdorj'un 20 yıldır hayalini kurduğu bir proje. Yönetmen, filmin ana karakterinin nihayet bir sanatçı olmasından duyduğu heyecanı dile getiriyor: “Yirmi yılı aşkın süredir filmler çekiyorum. En büyük hayallerimden biri bir sanatçı hakkında film yapmaktı. Daha önceki filmlerimde arka planda hep bir sanatçı vardı, bu kez duvar ressamı ana karakter.”
Konu: Sanat mı, Hayat mı?
Film, bir zamanlar başarılı bir duvar ressamı olan Bayaraa'nın, yıllar sonra Avrupa’dan ülkesine sadece bir kutu boya, bir çatı çadırı ve sadık sokak köpeğiyle geri dönüşünü konu alıyor. Bayaraa, Ulaanbaatar'ın eteklerindeki terk edilmiş bir Sovyet fabrikasının duvarını, etrafındaki yeşil tepeler ve hızla yayılan kentleşmeyle tezat oluşturan efsanevi Moğol manzaralarıyla donatmaya çalışır.
Ancak bu sanatsal süreç, hem fabrika duvarının yıkım tehdidiyle hem de Bayaraa’nın geride bıraktığı ailesinin hayaletleriyle yüzleşmesini gerektirir. Yönetmenin dediğine göre, filmin özünde her sanatçının karşılaştığı temel bir ikilem yatıyor: “Sanatı mı yoksa hayatı mı seçeceği. Bayaraa sanatı seçti ancak hayatı dengesizleşti ve bu yüzden pişmanlık duyuyor.” Janchivdorj, izleyicilere ne düşünmeleri gerektiğini dikte etmek yerine, kararı onlara bırakmayı amaçladığını belirtiyor.
Görsel Poetik Dil ve Sembolizm
Görüntü yönetmeni Nergui Erdenekhuyag ile uzun süredir devam eden işbirliğinin ürünü olan “The Muralist”, Sengedorj’un alameti farikası olan şiirsel imgelerle dolu. Geçmişle yüzleştiği anları siyah-beyaz nostaljik geri dönüşlerle anlatan filmde, sanat ve günlük gerçeklik arasındaki bulanık çizgiyi simgeleyen, ana karaktere bağlı bir balon dikkat çekiyor. Balonun rengi, Bayaraa'nın ruh haline göre değişerek içsel fırtınalarını dışa vuruyor. Başroldeki Bayinerile B.S.'nin (İç Moğolistan'da bulundu) melankolik ve içine kapanık performansı bu yoğun duyguları izleyicilere aktarmada kilit rol oynuyor.
Yönetmen Sengedorj: “Karakter Bayaraa çok içe dönük, az konuşuyor. Sanki içeride yağmur yağıyormuş gibi — kızıyla her buluştuğunda yağmur yağıyor. O hüzün, tüm o duygular, oyuncunun gözlerinde ve yüzünde yansıtılmalıydı.”
Moğol Sinemasının Küresel Yükselişi ve “The Muralist”
Janchivdorj'un Tallinn'e bu prestijli geri dönüşü, Moğol sinemasının son yıllarda elde ettiği küresel görünürlüğün altını çiziyor. Ülkenin yeni Ulusal Film Konseyi'nden sağlanan fonlarla desteklenen bu yükseliş, “If Only I Could Hibernate” (Cannes 2023) ve “City of Wind” (Venedik Orizzonti 2023) gibi filmlerle uluslararası festivallerde önemli başarılar yakaladı. “The Muralist”, bu akımın önemli bir parçası olarak, Moğolistan'ın hem geleneksel kimliğini hem de modernleşme sancılarını evrensel bir dille anlatma potansiyelini gösteriyor. Benzer şekilde, uluslararası alanda dikkat çeken diğer yapımlar da ülkelerinin zorlu tarihlerine odaklanıyor. Örneğin, Meksika'nın Oscar adayı seçilen kara-beyaz draması “We Shall Not Be Moved”, ülkenin yakın tarihindeki en travmatik olaylardan biri olan 1968 Tlatelolco öğrenci katliamını merkeze alarak, cezasızlık ve sistemsel adaletsizlik kültürüne yönelik sert bir eleştiri sunuyor. Bu önemli yapım hakkında daha fazla bilgi almak için **Meksika Oscar adayı We Shall Not Be Moved ve Tlatelolco katliamı adaleti** başlıklı içeriğimize göz atabilirsiniz.
Bu bağlamda, siyasi gerilimleri ve insani dramları merkezine alan bir diğer dikkat çekici yapım da İsrail'in Oscar adayı seçilen 'Deniz' (The Sea / Al-Bahar) filmidir. Çoğunlukla Arapça konuşulan bu drama, işgal altındaki Filistin köylerinden gelen 12 yaşındaki bir çocuğun, Akdeniz'i görme hayaliyle İsrail'e yasa dışı yollardan geçme çabasını konu alıyor. Yahudi ve Filistinli İsraillilerin işbirliğiyle çekilen film, yönetmen Şai Carmeli Pollak tarafından, Tel Aviv’in şehirli kayıtsızlığı ile işgalin acı gerçeklerini yargılayıcı olmayan bir dille karşı karşıya getiriyor. Filmin sınırların ve belge karmaşasının bireysel hayatlar üzerindeki etkisine dair sunduğu hümanist anlatı, sinema dünyasında büyük yankı uyandırmıştır. Bu önemli yapım ve işgalin gerçekleri hakkında daha fazla detayı **İsrail Oscar adayı 'Deniz' ve işgal gerçekleri** haberimizde bulabilirsiniz.
Ayrıca, uluslararası festivallerde dikkat çeken bir diğer güçlü yapım da Sudan'daki krize odaklanan hibrit belgesel 'Khartoum'. Brahim 'Snoopy' Ahmad'ın da dahil olduğu beş kişilik kolektif bir ekip tarafından yönetilen bu film, Sudan'ın başkentinin sivil huzursuzluktan topyekûn savaşa sürüklenişini; bir memur, bir çay satıcısı ve direniş komitesi gönüllüsü gibi sıradan vatandaşların hikâyeleri üzerinden anlatıyor. Doha Film Festivali'nin (DFF) Sudan'a ayırdığı özel 'Spotlight' programında da yer alan 'Khartoum', savaşın ortasında insan ruhunun direnişini kayda geçirerek, sadece sanatsal değeriyle değil, aynı zamanda etik belgeleme sorumluluğuyla da öne çıkıyor. Bu kolektif eserin detaylarına ve Sudan sinemasının küresel tanınmasına etkisine **Sudan Savaş ve Belgesel Khartoum: Doha Film Festivali'nde Öne Çıkan Yapım** başlıklı içeriğimizden ulaşabilirsiniz.
Bu film, aynı zamanda yönetmenin kendi kariyerinde bir dönüm noktası olabilir. Geçmiş başarısının ardından, kentsel dönüşüm ve sanatın feda edilişi gibi sert temaları ele alan kişisel bir projeyle geri dönmesi, Janchivdorj'un sanatsal vizyonundan ödün vermediğini gösteriyor. Filmin, terk edilmiş bir Sovyet fabrikasında çekilmiş olması, Moğolistan'ın hızla değişen kentsel silüeti karşısında tarihin ve sanatın kalıcılığına dair eleştirel bir bakış açısı sunuyor.
Festival Takvimi ve Gelecek Projeler
Moğol yazar Khishigjargal Dashdorj'un romantik romanı “Picture of the Soul”dan serbestçe uyarlanan “The Muralist”, 19 Kasım'da Tallinn Black Nights Film Festivali'nde dünya prömiyerini yaptı. Ana yarışma sonuçları 21 Kasım'da açıklanacak ve festival 23 Kasım'da sona erecek.
Janchivdorj, şimdiden bir sonraki projesinin senaryosunu tamamladığını belirtiyor. Yönetmen, yeni filmini İtalya'daki bir sanat festivalinde geçen hırslı bir aşk hikayesi olarak tanımlıyor.
Kaynak: Haberde yer alan bilgilerin temel kaynağı olan ve Moğol sineması hakkındaki detaylı analizi sunan Variety'nin orijinal haberine buradan ulaşabilirsiniz.