Sen, Nexus haber okuyucuları için hazırlanan bu analizde, İsrail'in uluslararası kategoride Oscar'a gönderdiği ve çoğunlukla Arapça dilde çekilen 'Deniz' (The Sea / Al-Bahar) filminin derinliklerine iniyoruz. Film, görünüşte basit bir önermeden yola çıkarak, işgal altındaki Filistin köylerinden gelen 12 yaşındaki bir çocuğun, İsrail'e yasa dışı yollardan geçerek Akdeniz'i görme çabasını merkeze alıyor. Yönetmen ve senarist Şai Carmeli Pollak, bu temeli yargılayıcı olmayan bir dille kullanarak, işgalin acı gerçeklerini ve bu gerçeklere karşı Tel Aviv'in şehirli 'balonunda' yaşayanların kayıtsızlığını ustaca sergiliyor.
İki Halkın Ortak Paydası: Sınırlar ve Belge Karmaşası
Yahudi ve Filistinli İsrailliler arasındaki işbirliğiyle ortaya çıkan bu yapım, sadece bir coğrafi hikaye değil; aynı zamanda sınırlar, izinler, komşuların birbirine bağımlı ekonomileri ve baskın dilin gücü üzerine derin bir hümanist anlatı sunuyor. Film, bu karmaşık ilişkinin insani boyutunu, 'Bisiklet Hırsızları' gibi klasiklere yakışır bir dokunuşla ele alıyor.
Filmin baş karakteri Khaled (Mohammed Ghazaoui, İsrail'in Ophir Ödülleri'nde neredeyse sessiz performansı ile En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı), annesini kaybetmiş, büyükannesi ve kardeşleriyle birlikte Batı Şeria'daki ekonomik zorluklar içinde yaşamaktadır. Babası Ribhi (Khalifa Natour), çalışma izni olmadığı için bazen haftalarca İsrail'deki şantiyesinde kalmak zorunda kalır. Bu durum, aile dinamiklerini ve özellikle de reşit olmayan Khaled'in hayatını derinden etkiler.
Kontrol Noktasından Kaçış: Denizin Çağrısı
Khaled, tıpkı yaşıtları gibi, okul gezisiyle Akdeniz'i görmeyi dört gözle beklemektedir. Ancak kontrol noktasında, İsrailli bir askerin otobüse binmesiyle sessizliğe bürünen çocuklar arasında, Khaled'in giriş izni olmadığı anlaşılır ve geri dönmek zorunda kalır. Bu haksızlık hissi, onu basit bir maceradan çok daha fazlasına iter.
İndignasyonla dolan Khaled, hiçbir planı, parası olmadan ve İbranice bilmeden, Filistinli işçilerle birlikte yasa dışı yollardan İsrail topraklarına sızar. Onun tek amacı vardır: Denize ulaşmak. Bu kutsal bir aptalın kararlılığı ve masumiyeti, onu bir yere kadar korur.
Şeytanın Avukatı: Eleştirel Bir Bakış Açısı
Filmin en dikkat çekici yanı, olayları yargılamadan sunmasıdır. Ancak bazı eleştirmenler, filmin İsrail askerlerinin tasvirindeki hassasiyeti, Filistin meselesinin siyasi boyutlarını yumuşattığı şeklinde yorumlayabilir. Öte yandan, yönetmen Pollak, pek çok İsraillinin görmezden gelmeyi tercih ettiği bir gerçeği cesurca yüzeye taşıyor. Bu filmi farklı kılan, Filistinli ve Yahudi yapımcıların işbirliği ve hatta aile bireylerinin bile sette yer almasıdır (Yapımcı Baher Agbariya'nın kardeşi Khaled'in amcasını oynamıştır).
Bu durum, filmin sadece bir 'öteki'nin hikayesi olmaktan öte, karşılıklı bağımlılık ve ortak insanlık temalarını ne kadar içten ele aldığını gösteriyor. Ancak, filmin İsrail'deki Kültür Bakanlığı'nın tepkisine neden olması ve törenin fonunun kesilmesi tehdidini alması, içeriğin ne kadar tartışmalı olduğunu da gözler önüne seriyor. Bazıları, bu tepkinin filmin otoriteye yönelik eleştirisinin bir yansıması olduğunu savunurken, diğerleri bunun sadece ulusal imaj kaygısı olduğunu düşünebilir.
Filistin meselesini farklı bir açıdan ele alan ve politik hassasiyetleri nedeniyle benzer dağıtım zorluklarıyla karşılaşan bir diğer önemli yapım ise Oscar adayı yapımcı Mike Lerner'ın imzasını taşıyan 'The Mission' belgeselidir. Gazze'deki insani krizi merkeze alan bu yapım, geleneksel Batılı ekiplerin erişimi engellendiği için, İngiliz cerrah Dr. Mohammed Tahir'in güvendiği iki tıbbi asistan tarafından bölgeye gizlice sokulan cep telefonlarıyla çekilmiştir. Bu tehlikeli çekim yöntemi, çatışma bölgelerinde gazetecilerin ve sağlık görevlilerinin hedef alınma riskinin altını çizerek, günümüz savaş muhabirliğinin ne kadar zorlu olduğunu gözler önüne seriyor. Belgeselin yapımcısı Mike Lerner ile yapılan bir röportajda, ekip üyelerinin kimliklerinin güvenlik nedeniyle gizli tutulduğu ve kurtarılan her hayatın bir direniş eylemi olduğu vurgulanmıştır. Bu cesur ve gizli çekim süreci hakkında daha detaylı bilgi edinmek için Gazzeye gizlice sokulan telefonlarla çekilen The Mission belgeseli haberimizi okuyabilirsiniz.
Çatışma bölgelerinden gelen ve insani boyutu öne çıkaran bir diğer önemli yapım da Sudan'daki sivil huzursuzluğun topyekûn savaşa dönüşmesini merkezine alan 'Khartoum' belgeselidir. Beş kişilik kolektif bir yönetmen ekibi (aralarında Brahim 'Snoopy' Ahmad da bulunuyor) tarafından yönetilen bu hibrit belgesel, bir çay satıcısının, bir memurun ve direniş komitesi gönüllülerinin hikayelerini iPhone ile çekilen görüntüler, stilize edilmiş yeniden canlandırmalar ve animasyonlu rüya manzaraları harmanlayarak aktarıyor. Özellikle savaş mağdurlarını yeniden travmatize etmeme etiğiyle dikkat çeken bu ekip, röportajlar sırasında katılımcıların güvenliğini sağlamak için anında çekimi durdurmayı sağlayan benzersiz bir 'acil durum düğmesi' yöntemi uygulamıştır. Sudan'ın kaybolan ruhunu ve insanların yeniden kazanmak için mücadele ettiği kültürel dokuyu gözler önüne seren bu zorlu yapım hakkında daha fazla bilgi edinmek için Sudan Savaşı'nı anlatan 'Khartoum' belgeseli ve Doha Film Festivali sunumuna göz atabilirsiniz.
Sonuç: Duygusal Yankı ve Sessiz Sesler
Babası Ribhi'nin de tehlikeli bir şekilde onu arayışa girmesiyle, iki karakterin nihayet kavuşması, izleyicinin beklentilerini altüst eden güçlü bir finalle gerçekleşir. Bu final, dışarıda buzlu soya latte'lerini yudumlayan Tel Avivililerin tanıklığı altında gerçekleşir ve bazıları için güçlü bir empati kaynağı olurken, bazıları için sadece bir manzara olarak kalır.
Bu bağlamda, 'Deniz'in güncel sınır ve belge karmaşasına odaklanmasına karşın, uluslararası alanda dikkat çeken diğer yapımlar, özellikle de Meksika'nın Oscar adayı olan 'We Shall Not Be Moved' gibi filmler, geçmişte yaşanan devlet destekli şiddetin ve Tlatelolco Katliamı gibi travmatik olayların yarattığı cezasızlık kültürünün izlerini sürmektedir. Bu tür filmler, farklı coğrafyalarda olsalar bile, otoriteye karşı adalet arayışının evrensel temasını güçlendiriyor.
Tunus'un Oscar adayı 'Hind Rajab'ın Sesi' filminin aksine, 'Deniz', trajik bir şekilde yitirilen bir sesi değil; aksine, diğer genç Filistinli seslerin neden duyulmadığını göstererek daha güçlü bir etki yaratıyor. Film, güncel teknolojiler ve sosyal medya çağında bile sınırların ve politik gerilimlerin bireysel hayalleri nasıl ezebileceğine dair evrensel bir uyarı niteliği taşıyor.
Film Künyesi Özet Bilgiler
| Kategori | Detay |
|---|---|
| Orijinal Adı | 'Al-Bahar' (Arapça); 'Ha-yam' (İbranice) |
| Süre | 93 Dakika |
| Yönetmen | Şai Carmeli Pollak |
| Başrol Oyuncuları | Mohammed Ghazaoui, Khalifa Natour |
Kaynak: Bu analiz, Variety tarafından yayınlanan orijinal inceleme metnine dayanmaktadır. Detaylı inceleme için Variety: İsrail'in Oscar Adayı 'Deniz' İncelemesi adresini ziyaret edebilirsiniz.