Sudan, Nisan 2023'ten bu yana devam eden yıkıcı savaş ve kitlesel yerinden edilme kriziyle mücadele ederken, ülkenin kültürel kimliği ve sineması uluslararası platformlarda görünürlüğünü koruma mücadelesi veriyor. Bu zorlu dönemde, Doha Film Festivali’nin (DFF) Sudan sinemasına odaklanması hem bir kutlama hem de sessiz bir politik duruş sergiliyor. Bu odak noktasının merkezinde ise, Katarlı-Sudanlı yönetmen Suzannah Mirghani'nin ilk uzun metrajlı filmi olan ve festivalin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması'nda gösterilen 'Cotton Queen' (Pamuk Kraliçesi) yer alıyor.
Film, daha şimdiden eleştirmenlerin dikkatini çekmeyi başardı. En son Selanik Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Film dalında Altın İskender Ödülü'nü kazanarak hem yapım hem de yükselen Sudan sineması adına önemli bir kilometre taşı oldu. Bu başarılar, dünya sinemasında kültürel miras, kişisel anlatılar ve tarihle yüzleşmeye odaklanmanın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Meksika sinemasının uluslararası alandaki yükselişini pekiştiren ve ülkenin yakın tarihindeki en travmatik olaylardan biri olan 1968 Tlatelolco öğrenci katliamını merkeze alan **'We Shall Not Be Moved'** filmi de bu bağlamda dikkat çekiyor; zira film, kökleşmiş yolsuzluk ve cezasızlık kültürüne yönelik sert bir suçlama niteliği taşıyor. Veteran bir avukatın, devlet destekli katliamda ölen kardeşinin katilini bulma takıntılı arayışını anlatan bu çarpıcı yapıma dair detaylı bilgiye Nexushaber.com üzerinden ulaşabilirsiniz. Örneğin, ünlü Gürcü sinemacı George Ovashvili de kariyerinin en kişisel projesi olarak nitelendirdiği baba-oğul hikayesi 'The Moon Is a Father of Mine' ile Tallinn Black Nights Film Festivali'nin (PÖFF) ana yarışmasında yer aldı. Ovashvili’nin 'Corn Island' sonrası bu yeni, oldukça kişisel filmi hakkında detaylı bilgiye Nexushaber.com üzerinden ulaşabilirsiniz. Bu bağlamda, sinemanın yerleşik kurallarını yıkan cesur bir mentor-öğrenci ilişkisinden doğan bir başka önemli yapım da dikkat çekiyor: Macar usta yönetmen Béla Tarr’ın yönetici yapımcılığını üstlendiği, Ermeni sinemacı Hayk Matevosyan’ın ilk uzun metrajlı filmi 'Lullaby for the Mountains' (Dağlar İçin Ninni). Kolektif hafıza, kayıp ve yerinden edilme temalarını işleyen ve 15 rüya benzeri bölümden oluşan bu sözsüz anlatım, 56. Hindistan Uluslararası Film Festivali'nde (IFFI) Asya prömiyerini gerçekleştirdi. Béla Tarr'ın, Matevosyan'a "Eğitim değil, özgürleştirme" felsefesiyle destek olduğu bu dikkat çekici filmin IFFI prömiyeri detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.
Sudanlılar İçin 'Görülme Hissi'
'Cotton Queen', dünya prömiyerini Venedik Film Festivali Eleştirmenler Haftası’nda yaptıktan sonra Şikago gibi festivallerde Sudanlı izleyicilerle buluştu. Yönetmen Mirghani, yurt dışındaki Sudanlı izleyicilerin ilk tepkisinin her zaman, 'Ekranlarda Sudan’ı görüyoruz' şeklinde olduğunu belirtiyor. Özellikle genç kuşak Sudanlılar için, tanıdık yüzleri, manzaraları ve dinamikleri görmenin büyük bir rahatlama yarattığını vurguluyor.
“Dünyanın birçok yerinde, Sudan toplulukları görmezden gelindiğini hissediyor. Burada (DFF’de), bir görülme hissi var.” — Suzannah Mirghani.
Mirghani için, projesini geliştirdiği Doha Film Enstitüsü'nün desteğiyle DFF’de filminin ana programın merkezi bir parçası olarak konumlandırılması, Sudan kültürünün hak ettiği değeri görmesi açısından büyük önem taşıyor.
Hikayenin Kalbindeki Pamuk: Ekolojik ve Ekonomik Bir Miras
'Cotton Queen'in temelini, Mirghani’nin yaklaşık on yıl süren derin araştırması oluşturuyor: Sudan pamuğu. Pamuk, Mirghani’ye göre, Sudan’ın yerel ritüellerinden, ortak mirasına ve ülkenin acı sömürge geçmişine kadar her yönüyle merkezi bir öneme sahip.
Yönetmen, büyükannesinin kuşağındaki kadınların ham pamuğu ipliğe dönüştürerek gizli bir ekonomik bağımsızlık sağladığını keşfetti. Mirghani,