Dünya sinemasının ağır toplarından, Macar usta yönetmen Béla Tarr’ın yönetici yapımcılığını üstlendiği, Ermeni sinemacı Hayk Matevosyan’ın merakla beklenen ilk uzun metrajlı filmi 'Lullaby for the Mountains' (Dağlar İçin Ninni), uluslararası arenadaki yolculuğuna devam ediyor. Film, 56. Hindistan Uluslararası Film Festivali'nde (IFFI) Asya prömiyerini gerçekleştirmeye hazırlanıyor ve festivalin tek Ermeni seçkisi olma özelliğini taşıyor. Bu yıl 20-28 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek olan festival, programını yerel halka ulaştırmak için eşsiz yöntemler kullanıyor; bu kapsamda Shah Rukh Khan klasikleri de dahil olmak üzere pek çok yapım 'Şişme Sinema' formatında Goa'nın farklı bölgelerindeki izleyicilerle buluşacak. IFFI, festival direktörü Shekhar Kapur'un vizyonu doğrultusunda bu yıl yapay zeka entegrasyonu ve uluslararası pazar (WAVES Film Bazaar) vizyonuyla öne çıkıyor. Kapur, yapay zekayı "tamamen demokratik bir ortam" sunan bir araç olarak görerek, festivali küresel film takviminde daha iddialı bir konuma taşımayı hedefliyor. Bu vizyonun detaylarına Shekhar Kapur'un IFFI vizyonu haberimizden ulaşabilirsiniz. Bu başarının ardında, sinemanın yerleşik kurallarını yıkan cesur bir mentor-öğrenci ilişkisi yatıyor.
Daha önce 2025’te Sheffield DocFest’te Uluslararası İlk Uzun Metraj Yarışması'nda dünya prömiyerini yapan bu derin ve düşünsel çalışma, sözsüz anlatımıyla dikkat çekiyor. Matevosyan, filmi 15 rüya benzeri bölümden oluşan, Ermenistan’ın engebeli yaylalarında geçen spektral bir yolculuk olarak tanımlıyor. Gerçeklik ile rüyalar arasındaki sınırları belirsizleştiren film, isimsiz bir figürün kadim manastırları, dağ manzaralarını ve yer altı odalarını gezmesini konu ediniyor.
Tarr'ın Eşsiz Mentorluk Felsefesi: 'Eğitim Değil, Özgürleştirme'
Matevosyan’ın bu özgün yaklaşımının şekillenmesinde, 2019 Locarno Bahar Akademisi Yönetmenlik Programı’nda edindiği deneyim kilit rol oynadı. O dönemde Béla Tarr’ın mentorluğunda bir kısa film çeken Matevosyan, bu iş birliğini dönüştürücü olarak nitelendiriyor. Tarr’ın sinemaya bakış açısı, genç yönetmenin estetik seçimlerini doğrudan etkiledi.
Béla Tarr, 'öğretme' veya 'eğitim' kelimelerinden hoşlanmaz ve her zaman 'Sizi eğitmek için değil, özgürleştirmek için buradayım' derdi. Bu yaklaşım, bana ilk filmimi herhangi bir sinema kuralı düşünmeden yapma cesareti verdi.
Tarr, çekimler sırasında Matevosyan'a ünlü ressam Caspar David Friedrich’in tablolarını yorumsuz göstererek, sinematik imgeleri birer tablo gibi düşünmesi için ilham verdi. Yönetici yapımcı olarak filmin birden fazla kurgusunu inceleyen Tarr, Matevosyan’ı cesur estetik seçimler yapmaya teşvik etti. Bu destek sayesinde, yönetmen sesli anlatımı (voice-over) tamamen kaldırarak, hikayeyi sadece görsel ve işitsel manzaraya bıraktı.
Kültürel Bellek ve Hindistan Bağlantısı
Film, sadece görsel bir şölen sunmakla kalmıyor, aynı zamanda kolektif hafıza, kayıp ve yerinden edilme temalarını ele alıyor. Matevosyan, filmi “toprakta sürüklenen hayaletler, kolektif hafıza ve geçen yaşamların sessiz izleri hakkında” olarak tanımlıyor. Yönetmen, IFFI'de prömiyer yapmanın kültürel önemine de değindi.
Önemli Bağlantı: Matevosyan, Ermeni ve Hint kültürleri arasındaki yüzlerce yıla dayanan derin tarihi bağa dikkat çekiyor. Kolkata ve Chennai gibi şehirlerde uzun süredir Ermeni topluluklarının yaşadığını belirterek, Asya prömiyerinin bu tarihsel karşılıklı bağlantıyı vurguladığını ifade etti.
Hayk Matevosyan'ın Zengin Sanatsal Arka Planı
Hayk Matevosyan’ın kariyer geçmişi de oldukça etkileyici. UCLA’de yönetmenlik derecesi alan Matevosyan; Berlinale Talents, Saraybosna Talents, IFFR Sessions gibi prestijli programlara katıldı. Ayrıca, Werner Herzog’un mentorluğunda Amazon yağmur ormanlarında gerçekleştirilen bir atölye çalışmasında yer aldı. Yönetmen aynı zamanda System of A Down üyesi Daron Malakian’ın “Lives” adlı müzik videosunu da yönetti.
Amerika-Ermenistan ortak yapımı olan 'Lullaby for the Mountains', Luiza Yeranosyan ve Matevosyan tarafından Dolly Bell Films çatısı altında yapıldı. Matevosyan, filmde hem yazar, hem yönetmen, hem görüntü yönetmeni hem de kurgucu olarak görev aldı.
Filmin uluslararası film festivallerindeki başarısı, sinemada deneysel ve sözsüz anlatımların hala önemli bir izleyici kitlesi bulabildiğini gösteriyor. Béla Tarr gibi bir ustanın desteği, bu tür sanatsal filmlerin görünürlüğünü artırarak, genç yönetmenlerin geleneksel Hollywood anlatı kalıplarından uzaklaşma cesaretini pekiştiriyor.
Kaynak: Habere konu olan detaylara Variety üzerinden ulaşabilirsiniz. Variety: Béla Tarr-Backed ‘Lullaby for the Mountains’