Portekiz'in Faşizm Arşivlerindeki Korkuyu İfşa Eden Yönetmen: Susana de Sousa Dias

Haber Merkezi

21 November 2025, 15:00 tarihinde yayınlandı

Portekiz'in Karanlık Tarihini Aydınlatan Belgeselci: Susana de Sousa Dias'ın Faşizm Arşivleri Mücadelesi

Portekizli belgesel sinemacı Susana de Sousa Dias, Uluslararası Belgesel Film Festivali Amsterdam (IDFA)'nın onur konuğu olarak katıldığı etkinlikte, ülkesinin 40 yıl süren faşist rejiminin baskıcı yöntemlerini nasıl sorguladığını, özellikle de döneme ait devlet arşivlerini ve propaganda görüntülerini kullanarak nasıl bir sinema dili oluşturduğunu festivalin sanat yönetmeni Isabel Arrate Fernandez'e aktardı.

Luchino Visconti gibi İtalyan neorealizm ustalarından ilham alan De Sousa Dias, tarihsel konuları arşivler üzerinden yeniden inceleme misyonuna, Portekiz sineması üzerine bir dizinin 1930-1945 dönemini kapsayan bölümünü yönetirken başladı. Bu dönem, António de Oliveira Salazar başkanlığındaki dört on yıllık terör saltanatının başlangıcını işaret ediyordu.

Arşivlerin Sessizliği: İşkencenin Kayıp İzleri

Yönetmenin bu derin arşiv dalışı, 2000 yapımı ilk filmi “Criminal Case 141/53” ile başladı. Bu film, evlenmelerini yasaklayan bir yasayı protesto ettikleri için hapse atılan iki Portekizli hemşirenin davasını konu alıyordu. Bu süreç onu, faşist rejimin ardında bıraktığı ve kendisinin ‘kapsamlı’ olarak nitelendirdiği siyasi polis kayıtlarına (PIDE/DGS arşivleri) yöneltti.

“Siyasi polis arşivine giderseniz, işkenceye dair hiçbir referans göremezsiniz. Mahkumların sorgu raporlarını görürsünüz, ancak bu sırada onlara işkence yaptıklarını söylemezler. Filmlerim, bir anlamda bu boşlukları doldurmaya çalışıyor.”

De Sousa Dias’ın arşivlerdeki tutuklu siyasi mahkûmların fotoğraf albümlerini keşfetmesi, 2005 yapımı “Still Life” belgeseline ilham kaynağı oldu. Bu albümlerin kendisi üzerinde büyük bir etki yarattığını ancak fotoğrafların ardındaki zalim hikayelerin eksik olduğunu fark etti. Bu eksik hikayeleri ortaya çıkarmayı amaçladı.

Propagandayı Kendi Silahıyla Vurmak

Yönetmenin en zorlu metodolojik tercihi, yalnızca diktatörlük döneminde üretilmiş polis, askeri ve propaganda arşiv görüntülerini kullanmaktı. Bu, görüntülerin rejimin bakış açısıyla çekilmiş olması nedeniyle bir ikilem yarattı. Zira Dias, diktatörlüğün 'diğer yüzünü' göstermek istiyordu.

Editörün Eleştirel Notu: Arşivsel Manipülasyonun Ötesi

Bir propaganda materyalini eleştirel bir araç olarak kullanmak, sanatçı için hem etik hem de teknik bir meydan okumadır. De Sousa Dias bu durumu, görüntünün içindeki detayları manipüle ederek aştı. Kendisine ait Moviola cihazında bizzat yaptığı kurgu çalışmasında, rejimin iletmek istediği mesajdan ‘kaçan’ ayrıntıları aradı. Bu yönteme “çekimler içindeki montaj” adını verdi. Görüntüye bir ‘aktif varlık’ olarak yaklaşıp, izleyicinin gözündeki anlamını sorguladı.

“48”: Dinleyerek Kurgulanan Hafıza

Dias, zamanla arşivlere erişimin, özellikle fotoğraflardaki kişilerden 'Kafkaesk' yetkilendirme süreçleri talep edilmesi nedeniyle zorlaştığını belirtiyor. Ancak o, film yapımcılarının 'iyi bir suç enerjisine' sahip olması gerektiğini söyleyen Werner Herzog'u anımsatarak yolunu bulmaya devam etti.

Bu tür erişim zorlukları ve tehlikeler, günümüzün çatışma bölgelerinde yapılan belgesel sineması için de geçerliliğini koruyor. Örneğin, Gazze'deki insani krizi anlatan 'The Mission' belgeselinin yapımcısı Mike Lerner, geleneksel Batılı ekiplerin bölgeye girişinin engellenmesi nedeniyle alışılmadık bir yöntem izlemek zorunda kaldı. Lerner, İngiliz travma cerrahı Dr. Mohammed Tahir'in güvendiği iki tıbbi asistanın, bölgeye gizlice sokulan cep telefonlarını kullanarak, dört ay boyunca ameliyathanelerdeki hayati çalışmaları belgelediğini açıkladı. Bu yöntem, bölgede görev yapan 270'e yakın gazetecinin hayatını kaybetmesi gibi yüksek riskli ortamlar karşısında, gerçeği aktarmanın modern bir direniş biçimi olarak öne çıkıyor. Bu riskli ve yenilikçi çekim süreci hakkında daha detaylı bilgilere Nexus Haber'de yer alan Mike Lerner röportajından ulaşabilirsiniz.

Benzer şekilde, İsrail'in uluslararası kategoride Oscar'a gönderdiği ve çoğunlukla Arapça dilde çekilen **'Deniz' (The Sea / Al-Bahar)** filmi de güncel siyasi gerçeklikleri cesurca ele alıyor. Yönetmen Şai Carmeli Pollak'ın imzasını taşıyan bu yapım, işgal altındaki Filistin köylerinden gelen 12 yaşındaki bir çocuğun yasa dışı yollardan İsrail'e geçerek Akdeniz'i görme çabasını merkeze alıyor. Film, bir yandan sınırların ve izinlerin karmaşasını gösterirken, diğer yandan da Tel Aviv'deki şehirli yaşamın işgal gerçeklerine olan kayıtsızlığını ustaca yansıtıyor. Bu derin hümanist anlatı, İsrail'deki Kültür Bakanlığı'ndan tepki alıp fon kesintisi tehdidiyle karşılaşmasına rağmen, işgalin acı gerçeklerini yargılayıcı olmayan bir dille izleyiciye sunmaktadır. İsrail'in Oscar adayı 'Deniz' filmi ve işgalin gerçekleri üzerine daha detaylı bir analize Nexus Haber üzerinden ulaşabilirsiniz.

Mahkûm vesikalık fotoğraflarının (mugshot) ardındaki hikayeleri ararken, eski mahkûmların ifadelerinin bu fotoğraflara derin bir bağlam kattığını fark etti. Bu keşif, 2009 yapımı belgeseli “48”in temelini oluşturdu: vesikalık fotoğraflarla, mahkûmların yıllar sonra o anları anlatan tanıklıklarını yan yana getirmek.

Yönetmen, film kurgusunu yazılı metinler yerine doğrudan ses kayıtlarını dinleyerek yaptığını ve bu süreci 'dinleyerek kurgulamak' olarak tanımladığını ifade etti. Ona göre önemli olan sadece söylenenler değil, aynı zamanda duraksamalar ve anlatım biçimiydi. Bu kurgu tarzı, bir Japon haikusuna benzetildi. Dias’ın bu yenilikçi yaklaşımı, siyasi şiddetin izlerinin yalnızca görsellerde değil, aynı zamanda seslerin tonunda ve ritminde de bulunduğunu kanıtlıyor.

Portekizli yönetmenin arşiv kayıtlarına bu kadar derinlemesine odaklanması, dünya sinemasındaki diğer önemli yönetmenlerin de tarihsel kayıtların gücüne olan inancını yansıtıyor. Örneğin, ünlü yönetmen Steven Soderbergh, John Lennon'ın öldürülmesinden sadece saatler önce Yoko Ono ile yaptığı son kapsamlı radyo röportajını konu alan bir belgesel tamamladığını duyurdu. Soderbergh, bu kaydı 'inanılmaz bir tarihi belge' olarak nitelendirerek, filmin temel amacının, röportajı herhangi bir dikkat dağıtıcı unsur olmadan olduğu gibi sunmak olduğunu belirtti. Yönetmenin bu kararı, en dokunaklı hikayelerin bazen tarihin kendisi tarafından anlatıldığına dair güçlü bir kanıttır. Soderbergh’in bu tarihi kaydı beyaz perdeye taşıyan belgeseli hakkında daha fazla detaya Nexus Haber’den ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Bu haber metni ve içerdiği bilgiler, Portekizli belgesel sinemacısı Susana de Sousa Dias’ın arşiv çalışmaları ve filmleri hakkındaki derinlemesine röportajın derlenmesiyle hazırlanmıştır. Orijinal içeriğe ulaşmak için Variety'nin ilgili makalesine başvurulmuştur.