Kanadalı komedi dehası John Candy, ekranda her zaman neşeli, hayat dolu ve dost canlısı bir karakter olarak izleyici karşısına çıktı. 'Splash' filminde raketbol oynarken bile sigara ve içki keyfinden vazgeçmeyen, 'Uncle Buck'ta asi çocukları özgür ruhuyla büyüleyen ya da 'Planes, Trains and Automobiles'da Steve Martin'i bitmek bilmeyen sohbetleriyle çileden çıkaran bu efsanevi aktörün hayatına odaklanan "John Candy: I Like Me" belgeseli, 50. yıl dönümünü kutlayan Toronto Film Festivali'nin (TIFF) açılış gecesinde dünya prömiyeriyle izleyiciyle buluştu. Ünlü aktör Tom Hanks'in oğlu Colin Hanks'in yönetmenliğini, Kanadalı yıldız Ryan Reynolds'ın ise yapımcılığını üstlendiği bu yapım, sinema dünyasının gülen yüzünü erken yaşta kaybeden bu efsanenin ardında yatan derin acıları, derin sevgi ve özlemi gözler önüne seriyor. Bu yapım hakkında daha detaylı bilgi için John Candy Belgeseli: Bilinmeyen Acılar ve Erken Ölüm başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Bir Efsanenin İzinde: "I Like Me" Neler Sunuyor?
Belgesel, Dan Aykroyd'un duygusal cenaze konuşmasıyla açılıp Catherine O'Hara'nın veda sözleriyle kapanarak Candy'ye adeta bir ağıt niteliği taşıyor. Yapımda, Dan Aykroyd, Catherine O'Hara, Steve Martin, Martin Short, Macaulay Culkin, Bill Murray, Eugene Levy, Mel Brooks ve belgesel yönetmeninin babası Tom Hanks gibi birçok Hollywood yıldızı, Candy ile olan anılarını ve ona duydukları hayranlığı dile getiriyor. Arkadaşları ve ailesi, onun sahnedeki ve setteki bitmek bilmeyen enerjisini, bulaşıcı gülüşünü ve insanları mutlu etme arzusunu vurgularken, Colin Hanks, Candy'nin bu özelliklerinin aslında büyük bir acı ve üzüntü için bir başa çıkma mekanizması olduğunu da belirtiyor. Hatta yönetmen Colin Hanks'in babası Tom Hanks'in de 'Splash' filminde Candy ile birlikte rol alması, yönetmenin bu projeye kişisel bir bağ kurmasına yardımcı olmuş. Belgesel ayrıca, Candy'nin çocukluğundan itibaren çevresindeki insanlara, özellikle çocuklara, fikirlerinin ve duygularının önemli olduğunu hissettiren özel bir yeteneği olduğunu da gözler önüne seriyor.
Bill Murray'nin şakayla karışık "Keşke onun hakkında söyleyecek daha kötü şeyler olsaydı" yorumu, John Candy'nin ne kadar sevilen bir figür olduğunun en büyük kanıtı.
Parlak Kariyerin Gölgesindeki Trajedi ve Eleştirel Bakış
John Candy, kariyeri boyunca 40'a yakın filmde rol alsa da, filmlerinin kalitesi üzerine eleştirel bir değerlendirme yapmak mümkün. Belgesel, bu konuya kısmen değinirken, Variety'den gelen eleştiriler belgeselin "fazla şefkatli" olduğunu ve Candy'nin neden daha seçici olmadığı gibi sorulara yeterince eğilmediğini belirtiyor. Ancak şurası bir gerçek ki, Candy, "Planes, Trains & Automobiles" ve "Uncle Buck" gibi klasiklerdeki performanslarıyla, hatta "Home Alone"daki kısa ama akılda kalıcı rolüyle, çoğu zaman vasat filmleri bile yükseltmeyi başarmıştı. Profesyonel anlamda, Candy 1980'ler ve 90'ların başında 'Stripes', 'Spaceballs' ve 'Cool Runnings' gibi birçok gişe rekortmeni filme imza atarak durdurulamaz görünüyordu. Ancak onun sanatsal ruhuna en çok uyan yönetmen, 'Uncle Buck', 'Planes, Trains and Automobiles' ve 'Home Alone' gibi klasikler de dahil olmak üzere altı filmde birlikte çalıştığı John Hughes idi. Colin Hanks, 'İkisi de gerçek, samimi insanlardı ve ünlü olduktan sonra bile bunu asla kaybetmediler. Şov dünyasında, bir seyahat sirkinin parçasısınız. Birçok farklı insanla tanışırsınız ve bir ruh eşi bulduğunuzda, ona sıkıca sarılırsınız ve onunla mümkün olduğunca çok zaman geçirirsiniz. Onunla mümkün olduğunca çok çalışırsınız' sözleriyle bu özel bağın altını çiziyor.
Değer Katma: John Candy'nin Filmleri
John Candy'nin filmografisi, kaliteden ziyade karakterlerinin gücüyle öne çıkar. Birçok filmi gişe canavarı olmasa da, onun Paul Fistinyourface, Schmenge Kardeşler veya Johnny Toronto gibi ikonik karakterleri, izleyicinin hafızasında silinmez izler bırakmıştır. Colin Hanks, belgeselde bu noktaya değinerek, komedyenlerin başarısının sadece filmlerinin kalitesiyle değil, yarattıkları karakterlerin kalıcılığıyla ölçülebileceğini işaret ediyor. Bu yaklaşım, Candy'nin mirasını anlamak için kritik bir öneme sahiptir.
Hayatının büyük bir bölümünde kilosuyla mücadele eden Candy, basının kilosu hakkında yaptığı kaba yorumlarla da yüzleşmek zorunda kaldı. Colin Hanks'in filmi, röportajcıların Candy'ye açıkça 'şişman' dediği, onun ise iyi niyetli bir gülümsemeyle karşılık vermeye çalıştığı birçok anı içeriyor. Bu görüntüler, günümüzde şok edici derecede acımasız ve etik dışı kabul ediliyor. Hanks, 'Röportajdan röportaja bakıyorsunuz ve korkunç şeyler söyleniyor, sorular inanılmaz derecede duyarsız şekillerde soruluyor' diyor. 'John'un neredeyse her klipte ne kadar rahatsız olduğunu görmek zor. Ve haklıydı, çünkü bazı insanların söyledikleri iğrençti ve bugün hoş görülmezdi' ifadeleriyle medyanın bu acımasız yüzüne eleştirel bir bakış açısı sunuyor.
Belgesel, Candy'nin kişisel hayatındaki derin travmalara da odaklanıyor. Candy'nin yaşadığı en büyük sorunlardan biri, henüz 4 yaşındayken, babasının 35 yaşında kalp hastalığından ölmesiyle başlayan çözülmemiş bir kederdi. Bu durum, onun üzerinde derin bir etki bırakmış ve kendi hayatının da erken sonlanacağına dair, zamanının kısıtlı olduğu hissini aşılamıştı. Colin Hanks, 'Bu ödünç alınmış zaman fikri, şov dünyasının 'git, git, git' düsturuyla birleştiğinde, John için sürekli bir hareket makinesi yarattı. Bu durum, her şeyi inanılmaz derecede yoğun ve stresli hale getirerek genel kaygı hissini artırdı' diyerek bu durumu açıklıyor. Ne yazık ki, bu korkusu gerçek oldu ve Candy, 43 yaşında, tıpkı babası gibi bir kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı. Colin Hanks, genç yaşta annesi Samantha Lewes'i akciğer kanserinden kaybetmesi nedeniyle, Candy'nin ebeveyn kaybıyla başa çıkma mücadelesine empati duyduğunu belirtiyor. 'Bu tik tak sesi olan saati anlıyorum' diyen Hanks, 'Annem 49 yaşında vefat etti. Ben kasım ayında 48 yaşına gireceğim. Her zaman 49'a kendi hayatımda bir işaret olarak bakarım. John için de durumun aynı olduğuna hiç şüphem yok' ifadelerini kullanarak bu trajik kaybı filmin merkezine alıyor ve Candy'nin hayat yolculuğunu kronolojik olarak geriye sarma tekniğiyle aktarıyor.
Miras ve Devam Eden Etki
Candy'nin ailesi, eşi Rosemary Hobor ve çocukları Christopher ile Jennifer da belgeselde yer alarak, onun özel hayatına dair samimi anılar paylaşıyor. 1991 civarında Candy'nin şiddetli özgüven sorunları yaşadığı da belgeseldeki önemli detaylardan. Ancak genel kanı, onun sahne arkasında da cömert, düşünceli ve çevresindekileri düşünen bir insan olduğu yönünde. Macaulay Culkin'in "Çocukları kollardı" sözleri, onun ne kadar insancıl bir ruha sahip olduğunu gösteriyor.
Belgeselin yapımcısı Ryan Reynolds da John Candy'ye olan hayranlığını dile getirerek, özellikle Candy'nin risk alma ve otantik olma ruhunun önemine dikkat çekti. Reynolds, "Çocukların – benim çocuklarım da dahil – acı çekmekten, denemekten ve bir şeyde kötü olmaktan korktuğu, gerçekten seçilmiş bir toplumda yaşıyoruz. Mükemmeliyetçilik lanet bir hastalık gibi. Ve John'un korkusuzca, eğlenerek ve sonuçlarını düşünmeden hareket ettiğini görüyorsunuz. Bu, hayatınıza daha fazla dahil etmeniz gereken bir hatırlatma." sözleriyle, Candy'nin mükemmeliyetçilikten uzak, doğal tavrının günümüz gençleri için ilham verici olduğunu belirtti. Bu mesaj, modern dünyada başarısızlık korkusuyla yüzleşen genç nesiller için önemli bir rehber niteliği taşıyor.
"John Candy: I Like Me" belgeseli, adeta bir sevgi seli ve saygı duruşu niteliğinde. Belgesel, her ne kadar John Candy'nin şeytanlarını veya daha karmaşık yönlerini tam olarak keşfetmese de, onun mirasının genç komedyenler üzerindeki devam eden etkisini ve genel olarak ne kadar özel bir yetenek olduğunu başarılı bir şekilde aktarıyor. Conan O'Brien'ın da belirttiği gibi, Candy, nesillere ilham vermeye devam eden bir figür.
Festivalde Sürpriz Bir Konuk: Başbakan Mark Carney'den Siyasi Esinti
Toronto Film Festivali'nin açılış gecesinde belki de en beklenmedik anlardan biri, Kanada Başbakanı Mark Carney'in sürpriz gelişi ve ayakta alkışlanmasıydı. Kalabalığa hitap eden Carney, dönemin ABD Başkanı Trump'ın Kanada'ya uyguladığı tarifelerle ilgili ince bir gönderme yaparak, John Candy'nin bir zorba tarafından çok zorlandığında en iyi performansı sergilediğini ve ona karşı durduğunu belirtti. "Bir Kanadalıyı çok fazla zorlamayın," sözleri büyük alkış ve kahkahalar topladı. Geceye espriyle damga vuran bir diğer an ise Hanks'in Reynolds'a özel bir şey olup olmadığını sorduğunda Reynolds'ın omuz silkerek esprili bir şekilde "Mark Carney'ye oy verdim," demesi oldu. Bu anlar, sanatsal bir etkinliğin ulusal gurur ve mizahi göndermelerle nasıl harmanlanabileceğinin ilginç bir örneğini sundu.
Sonuç olarak, Colin Hanks'in bu projesi, John Candy'nin sadece bir komedi yıldızı olmadığını, aynı zamanda derinlikli bir insan olduğunu gösteren duygusal bir portre çiziyor. Belgesel, onun hayatını ve sanatını kutlarken, sinema dünyasına bıraktığı eşsiz mirası bir kez daha hatırlatıyor. Yapımcılığını Ryan Reynolds'ın üstlendiği ve Amazon'da 10 Ekim'de izleyiciyle buluşacak olan bu belgesel, kuşkusuz uzun süre konuşulmaya devam edecek.
Belgeselin Toronto Film Festivali'ndeki prömiyeri, yapım süreci ve Ryan Reynolds'ın katkıları hakkında daha detaylı bilgi edinmek için John Candy: I Like Me Belgeseli Toronto Film Festivali Ryan Reynolds başlıklı özel haberimizi inceleyebilirsiniz.
Kaynak: Daha detaylı bilgi ve orijinal inceleme için Variety'nin "John Candy: I Like Me" incelemesini okuyabilirsiniz.