Hollywood'un en vizyoner yapımcılarından biri olan Schuyler Weiss, kariyerine yön veren felsefeleri ve Baz Luhrmann ile yürüttüğü projelerin perde arkasını Tokyo Uluslararası Film Festivali'nin (TIFFCOM) MPA etkinliğinde verdiği masterclass'ta sinema dünyasıyla paylaştı. Weiss, kariyerinin en sık sorulan sorusuna cevap vererek yapımcılığı; sürekli sürüyü ileriye taşıyan, koruyucu ve pozitif bir "çizgi film çoban köpeği" olmaya benzetti. Weiss’e göre yapımcılığın en önemli görevi, yaratıcı girişimin bütünlüğünü korumaktır.
Yapımcılığın Temel Felsefesi: Sanat ve Ticaret Arasındaki Kritik Denge
Yaklaşık 20 yıldır Baz Luhrmann ile çalışan Weiss, gösteri dünyasındaki en temel gerilimin "sanat ve ticaret arasındaki denge" olduğunu vurguladı. Weiss, bu ikilinin birbirleri olmadan var olamayacağını düşünüyor. Sanat eseri olmayan, ruhsuz veya özensizce anlatılan hikayelerin izleyici çekme konusunda boş bir çaba olduğunu belirtirken, sanatsal kalitesi yüksek projelerin de mutlaka bir kitleye ulaşması gerektiğini ifade etti.
"Sanat olmadan hikaye anlatamazsınız ve ticari kaygısı olmayan bir işin de kimseye ulaşma ihtimali yoktur. Bu gerilim, sinemayı canlı tutan enerjidir." - Schuyler Weiss
Weiss, film kariyerine Sidney'de 20 park yerini korumakla başlayan basit bir prodüksiyon asistanlığı göreviyle adım attığını anlattı. Luhrmann’ın 'Australia' filminde çalışmak, ona senaryo geliştirmeden küresel pazarlamaya kadar her şeyi öğreten kapsamlı bir eğitim oldu. Bu süreçte, Tokyo galasından sonra saat 02:00'de Hugh Jackman ve Fox dağıtım ekibiyle karaoke yapma gibi unutulmaz anlar yaşadığını da gülümseyerek ekledi.
Elvis'in Perde Arkası: Müzik ve Pazarlama Dehalığı
Weiss, eleştirmenler ve izleyiciler tarafından büyük beğeni toplayan 'Elvis' filminin yapım sürecindeki en kritik kararlardan bahsetti. Ekip, müzikal performansları sette canlı yakalamaya inanmak yerine, hazırlığa odaklandı. Çekimler başlamadan bir yıl önce, Elvis'in de kayıt yaptığı Nashville'deki RCA stüdyosunda Austin Butler ile kayıtlar yapıldı. Bu yaklaşım, filmin müzikal dilini oluşturdu: 1950'ler materyalinde (modern ses sistemlerine uygun olmayan mono kayıtlar nedeniyle) sadece Butler'ın vokalleri kullanılırken, çok kanallı kayıtların olduğu sonraki konser görüntülerinde Elvis ve Butler'ın sesleri harmanlandı.
Weiss, "Hazırlık her şeydir. Müzikle ilgili yaratıcı kararlara, çekim yapmadan çok önce kendinizi adamak zorundasınız," diyerek post prodüksiyon sürecinde görsel ve işitsel unsurların mükemmelleştirilmesinin önemini belirtti.
Hollywood'un Geleceği: Yapay Zeka ve Orijinal Hikayecilik
Güncel teknoloji trendlerine değinen Weiss, 'Elvis' ekibinin on yıl kadar önce, AI terimi yaygınlaşmadan önce makine öğrenimi tekniklerini kullandığını açıkladı. Butler'ı klasik Elvis filmlerine yerleştirmek için büyük VFX şirketleri yerine Adelaide Üniversitesi'nin teknoloji laboratuvarı ile çalıştılar. Bugün Weiss ve Luhrmann, yapay zekayı konsept görselleştirmeler ve yaratıcı yinelemeler için kullanıyor olsalar da, hiçbir zaman bitmiş film ürünlerinde kullanmıyorlar.
Weiss, yapay zekanın sınırlı bir türev aracı olduğunu ve sonsuz görünen, ancak aslında sonlu materyalleri kolajladığını belirterek, "Baz (Luhrmann), yaratıcılık ile üretkenlik arasındaki farkı biliyor. AI, yaratıcılık değildir." dedi.
Weiss, sinemadaki fikri mülkiyet (IP) hakimiyetinin azaldığını belirterek, Western'lerin bir zamanlar en güvenilir ticari tür olduğunu hatırlattı ve trendlerin geçici olduğunu savundu. Günümüzdeki geçiş döneminin, orijinal hikayeciliğin yeniden parlaması için büyük bir fırsat sunduğuna inanıyor.
Baz Luhrmann'ın Yeni İddiası: 'Joan of Arc'
Geleceğe yönelik projelerinden bahsederken, Luhrmann'ın 18 yaşındaki İngiliz oyuncu Isla Johnson'ın başrolünde olacağı 'Joan of Arc' biyografisine değindi. Weiss, bu projenin Hollywood'daki belirsiz zamanlara bir cevap olduğunu ve özgün hikaye anlatımına olan inançlarını pekiştirdiğini söyledi.
Weiss, hikayenin günümüzle olan çarpıcı paralelliklerini de vurguladı: "17 yaşındaki bir kızın, ülkesinin diz çöktüğü, geleceğin belirsiz olduğu bir dünyada, kurulu güçlerin elindeki kaderi kırma yeteneği, günümüz insanları için anlamlı bir hikaye gibi geliyor." Yapım için bütçe görüşmelerinin Warner Brothers ile sürdüğünü belirten Weiss, anlaşma sağlanamazsa 1928 yapımı sessiz film 'Trial of Joan of Arc'ı yapacaklarına dair şaka yaptı. Ön prodüksiyonun gelecek yıl, çekimlerin ise 2026 ortasında başlaması hedefleniyor.
Bölgesel Otantiklik ve Küresel Başarı
Weiss, son olarak küresel pazarda bağımsız filmlerin dağıtım zorluklarına ve kültürel otantikliğin önemine dikkat çekti. Kore sineması ve Avustralya yapımı animasyon serisi 'Bluey' örneklerini veren Weiss, bir hikayenin uluslararası izleyici düşünülerek yapılmamasının tam tersine, o hikayenin otantikliğini artırarak küresel başarıya ulaştığını savundu. Yapımcı, "İnsanlar, uluslararası bir kitle gözetilmeden yapılmış içeriği memnuniyetle tüketiyorlar ve onu bu yüzden daha çok seviyorlar," diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Bu otantiklik ve derinlemesine hazırlık vurgusu, TIFF kapsamında düzenlenen bir başka önemli etkinlikte de yankılandı. Japon sinemasının usta ismi Yamada Yoji ile yeni nesil yönetmen Lee Sang-il'i bir araya getiren sohbette, Lee Sang-il, rekor kıran filmi 'Kokuho' için başrol oyuncularının Kabuki sanatını sıfırdan öğrenmek üzere bir buçuk yıl hazırlık yaptığını anlattı. Bu disiplin, Hollywood'da Schuyler Weiss'in 'Elvis' için yaptığı hazırlıklar gibi, küresel başarıya giden yolda sanatsal adanmışlığın kritik önemini ortaya koydu. Ancak Yamada Yoji, Japon canlı çekim filmlerinin küresel kârlılığının, anime'nin devasa kârlarının yanında "neredeyse yok denecek kadar az" olduğunu belirterek, Japon sinemasının geleceği için hükümet desteği çağrısında bulundu ve sanat ile ticaret arasındaki bu kritik gerilimi bölgesel düzeyde de vurguladı. Bu iki önemli yönetmenin, Japon sinemasının zorlukları ve geleceği üzerine yaptıkları derinlemesine analiz için Yamada Yoji ve Lee Sang-il'in Japon Sineması Geleceği hakkındaki sohbetini okuyabilirsiniz.
Weiss’ın kültürel otantiklik vurgusu, aynı festivalin finansman kolu olan Tokyo Gap-Financing Market (TGFM) Awards’ta da karşılık buldu. Endonezya'nın önde gelen yapımcılarından Kamila Andini’nin modernite ve kişisel travmanın çatışmasını işleyen cesur dramı “Four Seasons in Java”, TGFM’nin en büyük ödülü de dahil olmak üzere iki ödül kazanarak 38.000 doları aşan fon desteği sağladı. Bu başarı, Güneydoğu Asya sinemasının güçlü ve tematik açıdan zengin hikayeciliğinin küresel fon kaynaklarına erişim yeteneğini pekiştirdi. Kamila Andini'nin Tokyo'daki büyük zaferi ve projenin detayları hakkında daha fazla bilgi edinmek için Kamila Andini: Four Seasons in Java Tokyo Gap-Financing Market Ödülleri içeriğini inceleyebilirsiniz.
Weiss'ın bahsettiği küresel pazardaki bu zorluklar, aynı TIFFCOM etkinliğinde gündeme gelen uluslararası ortak yapımların karşılaştığı pratik engellerle de desteklendi. Örneğin, Japonya merkezli AX-ON ve Finlandiya'dan ICS Nordic’in sekiz bölümlük suç dizisi "Blood & Sweat"in yapımcıları, senaryo çevirilerindeki kültürel uyumsuzluktan (oyuncuların dili kullanırken 'rahatsızlık' hissetmesi) ve radikal biçimde farklı çalışma kültürlerinden (Fin katı sendika kuralları vs. Japon esnekliği) kaynaklanan ciddi maliyet ve zaman gecikmeleri yaşadıklarını paylaştılar. Uluslararası ortak yapımların kültürel zorlukları hakkında daha detaylı bilgi almak için Kan ve Ter: Japonya-Finlandiya ortak yapım zorlukları içeriğimizi okuyabilirsiniz.
Bu haberin hazırlanmasında Variety dergisinde yayınlanan Schuyler Weiss röportajından faydalanılmıştır.