Ünlü Avustralyalı yönetmen Andrew Dominik, son filmi *Blonde* ile yarattığı tartışmaların ardından, Fas'ta düzenlenen Marrakech Film Festivali'nde yapımcı Ronald Chammah ile samimi bir söyleşi gerçekleştirdi. Dominik, kariyerinin en tartışmalı yapımlarından biri olan Marilyn Monroe biyografisinin uzun süren yapım sürecinden, Brad Pitt ile olan dostluğunun kendisine nasıl bir kalkan görevi gördüğüne ve modern film finansmanının acı gerçeklerine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
*Blonde*: Travmayı Keşfeden Bir 'Korku Filmi'
Ana de Armas'ın başrolünde yer aldığı ve eleştirmenleri ikiye bölen *Blonde* filmi, Dominik'in kariyerinde önemli bir dönüm noktası oldu. Yönetmen, filmin ana amacının “çocukluk travmasının yetişkin bir yaşamı nasıl şekillendirdiğini” göstermek olduğunu belirtti. 2008 yılında Joyce Carol Oates'un kitabını uyarlamaya başlayan Dominik, projenin on yıldan fazla bir süre finansman bulamadığını hatırlattı. Film, başlangıçta Naomi Watts ve Jessica Chastain gibi isimlerle anılsa da, projenin asıl hayat bulması Netflix'in devreye girmesiyle ve Ana de Armas'ın katılımıyla gerçekleşti.
Dominik, filme gelen karışık tepkilere şaşırdığını dile getirerek, *Blonde*'u aslında bir “korku filmi” olarak tasarladığını ve izleyicilerin beklediği şeyin bu olmadığını söyledi. Özellikle Ana de Armas'ın seçim sürecine değinen yönetmen, aktrisin ağır bir Latin aksanı olmasına rağmen yüz hatlarının ve 'büyülü' enerjisinin onu Marilyn Monroe rolü için ideal kıldığını belirtti.
Kilit İtiraf: Sanat vs. Ticaret
Dominik'in en dikkat çekici yorumları, film finansmanının acımasız gerçekleri üzerineydi. Yönetmen, ideal olarak bilinmeyen oyuncularla çalışmayı tercih ettiğini, çünkü bu durumun izleyicinin karakterleri daha kolay kabul etmesini sağladığını ifade etti. Ancak endüstriyel gerçekliğin bu idealin önünde büyük bir engel oluşturduğunu vurguladı:
“Filmlerin yapılma gerçeği şudur ki, 'bankable' (piyasa değeri olan) bir oyuncunuz olmadığı sürece, kimse o filmi finanse etmeyecektir. Bu bir tercih değil. Çoğu zaman, bir filmin yapılabilmesi için yanlış oyuncu seçimi yapmak zorunda kalırsınız.”
Bu açıklama, Hollywood'da sanat ve ticari zorunluluk arasındaki kalıcı gerilimi net bir şekilde gözler önüne seriyor. Birçok projenin yıllarca ‘ölü doğmasının’ ana nedeninin de doğru yıldızın bulunamaması olduğunu ekledi.
Hollywood'daki bu kalıcı gerilim, sadece bağımsız projeleri değil, stüdyo devlerinin geleceğini de etkiliyor. Örneğin, Warner Bros. Discovery’nin (WBD) potansiyel satışı sürecinde Paramount Skydance tarafından ortaya atılan çarpıcı iddialar, üst düzey yöneticilerin kendi menfaatlerini (değişen telafi paketleri) korumak amacıyla satış sürecini tek bir alıcı, özellikle de Netflix, lehine çevirdiği yönündeki endişeleri gündeme getirdi. Bu tür yüksek seviyeli yönetim çatışmaları, stüdyoların hangi varlıklarını elinde tutacağı ve gelecekte hangi tür içeriklere yatırım yapacağı konusunda kritik rol oynuyor. Medya devlerinin devasa satış iddiaları ve yönetim çatışmaları hakkında daha fazla bilgi için Warner Bros. Discovery satışı, Paramount Skydance ve Netflix arasındaki çatışma iddiaları haberimizi okuyabilirsiniz.
Bu ticari bedellerin yanı sıra, Marakeş Film Festivali sahnesi aynı zamanda sanatsal bütünlüğün siyasi bedelini de gündeme taşıdı. İranlı usta yönetmen Jafar Panahi, festivalde yaptığı açıklamada, ülkesinde "propaganda faaliyetleri" suçlamasıyla gıyabında verilen bir yıllık hapis cezasına rağmen İran'a döneceğini ilan etti. Panahi'nin "İran nefes alabildiğim, yaşama sebebimi ve yaratma gücümü bulabildiğim yerdir" şeklindeki cesur ifadesi, Batı'daki finansal engellerin ötesinde, bazı coğrafyalarda sinemanın tamamen kişisel bir risk gerektirdiğini gösterdi. Panahi'nin bu kararlılığı ve devam eden mücadelesi hakkında daha fazla bilgi almak için Jafar Panahi İran hapis cezası, ülkesine dönme kararı ve Marakeş Film Festivali haberimizi inceleyebilirsiniz.
Brad Pitt: Yönetmen Hapisanesinden Kurtuluş Bileti
Dominik'in kariyerinde Brad Pitt'in oynadığı rol ise şaşırtıcı ve samimiydi. Pitt, yönetmenin *The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford* ve *Killing Them Softly* gibi filmlerinde rol almış ve *Blonde*'un yapımcılığını üstlenmişti.
Dominik, “Çalışabiliyorsam bunun nedeni Brad’dir,” diyerek samimi bir itirafta bulundu. Yönetmen, genellikle eleştirel başarı elde eden ancak gişede zorlanan karmaşık filmler yaptıktan sonra endüstri tarafından “Yönetmen Hapisanesine” atıldığını metaforik olarak anlattı. Bu noktada Brad Pitt'in devreye girdiğini söyledi: “Brad, şartlı tahliye kuruluna gelip, 'Bakın, dersini aldı. Bu sefer biraz daha kullanıcı dostu bir şey yapacak,' diyor. O beni koruyor... Böyle bir arkadaşlığa sahip olduğum için gerçekten şanslıyım.”
Andrew Dominik'in Gelecek Vizyonu: Maneviyat ve Yapay Zeka
Gelecek projeleri sorulduğunda, Dominik tamamen zıt iki yöne odaklandığını belirtti. İlk olarak, “dinsel veya ruhani bir film” çekmek istediğini, bu projenin “odağı bile net olmayan, çok ham bir film” olacağını söyledi. İkinci olarak ise, yapay zekanın (AI) görsel üretim aracı olarak potansiyeline hayran kaldığını ve bununla tamamen stilize edilmiş, 'diğer görüntüleri yiyip bitiren' (cannibalizes) bir film yapmak istediğini ifade etti. Bu vizyon, geleneksel sinemanın sınırlarını zorlama arzusunu net bir şekilde gösteriyor.
Sonuç ve Eleştirel Bakış
Andrew Dominik'in açıklamaları, yetenekli ve vizyoner yönetmenlerin dahi Hollywood'un ticari çarklarında nasıl mücadele ettiğini gösteriyor. Sanatsal bütünlük ile finansal güvence arasındaki ince çizgi, projelerin kalitesini doğrudan etkileyebiliyor. Dominik'in Brad Pitt ile kurduğu türden bir dostluk ağı, bağımsız veya riskli projeler üreten yönetmenler için bazen tek çıkış yolu haline gelebiliyor. Yapay zeka ile ilgili vizyonu ise, sinema sanatının teknolojik devrimle nasıl yeniden şekillenebileceğine dair heyecan verici bir ipucu sunuyor.
Kaynak: Andrew Dominik'in bu kapsamlı röportajına dair detaylı bilgilere Variety'nin orijinal makalesinden ulaşabilirsiniz.