Amerikan Film Enstitüsü (AFI) tarafından her yıl geleneksel olarak açıklanan Yılın En İyi 10 Film ve TV Programı listeleri, sinema ve televizyon dünyasının en prestijli ödülleri olan Oscar ve Emmy yarışları için kritik bir yol gösterici niteliği taşıyor. Perşembe günü yapılan duyuru, hem gişede başarı yakalayan dev yapımları hem de sanatsal derinliğiyle öne çıkan bağımsız eserleri bir araya getiren zengin bir seçkiye işaret ediyor.
Özellikle son on yılda, AFI'nin En İyi 10 Film listesi ile Akademi Ödülleri'ndeki En İyi Film adayları arasında 7 ila 8 yapımcının ortak noktada buluşması, bu ödüllerin önemini pekiştiriyor. AFI listesine girmek, bir yapım için Oscar momentumunu artırırken, listeden düşmek ise önündeki engellerin yükseldiğinin sinyalini veriyor.
Sinema Arenasında Kimler Zirvede? Büyük Stüdyoların Zaferi
Bu yılki film seçkisinde çeşitlilik dikkat çekiyor. Warner Bros., Paul Thomas Anderson imzalı “One Battle After Another” ve Ryan Coogler imzalı “Sinners” ile güçlü bir çift vuruş yaparak listenin önemli bir kısmını domine etti. Bağımsız sinemanın önemli seslerinden Chloé Zhao (“Hamnet”) ve Clint Bentley (“Train Dreams”) gibi isimlerin yanı sıra, James Cameron'ın gişe devi “Avatar: Fire and Ash” ve Jon M. Chu'nun merakla beklenen müzikali “Wicked: For Good” gibi stüdyo ana akım eserleri de kendine yer buldu.
Netflix ve Focus Features'a Büyük Destek
Dijital yayın devi Netflix, listeye tam üç filmi (“Frankenstein,” “Jay Kelly,” “Train Dreams”) sokarak platformların gücünü bir kez daha kanıtladı. Öte yandan, Ulusal İnceleme Kurulu'ndan dışlanan Focus Features için (“Bugonia,” “Hamnet”) AFI'ye girmiş olmak, önemli bir moral desteği ve Oscar yarışı için hayati bir geri dönüş anlamına geliyor.
AFI Yılın Sinema Filmleri Listesi
- Avatar: Fire and Ash (20th Century Studios)
- Bugonia (Focus Features)
- Frankenstein (Netflix)
- Hamnet (Focus Features)
- Jay Kelly (Netflix)
- Marty Supreme (A24)
- One Battle After Another (Warner Bros.)
- Sinners (Warner Bros.)
- Train Dreams (Netflix)
- Wicked: For Good (Universal Pictures)
TV'de Prestij Savaşı: Apple TV’nin Başarısı
Televizyon cephesinde ise, AFI seçimleri prestijli dramalar, tür deneyleri ve yazar merkezli hikaye anlatımının yükselişini yansıtıyor. Listenin lideri, Emmy ödüllü komedi “The Studio” ve çığır açan distopik gerilimi “Severance” dahil olmak üzere üç yapımla Apple TV oldu. HBO Max (“The Pitt”, “Task”) ve Netflix (“Adolescence”, “Death by Lightning”) ikişer yapımla onları takip etti. Disney+'ın popüler serisi “Andor” ve FX'in eleştirmenlerce beğenilen “The Lowdown” da listeye giren diğer önemli yapımlar arasında.
AFI Yılın Televizyon Programları Listesi
- Adolescence (Netflix)
- Andor (Disney+)
- Death by Lightning (Netflix)
- The Diplomat (Netflix)
- The Lowdown (FX)
- The Pitt (HBO Max)
- Pluribus (Apple TV)
- Severance (Apple TV)
- The Studio (Apple TV)
- Task (HBO Max)
Şeytanın Avukatı: Listeye Giremeyen Büyük Adaylar ve Eleştirel Bakış
AFI listelerinin Oscar yolunda ne kadar önemli bir gösterge olduğu tartışılmaz olsa da, listeden dışarıda kalan bazı önemli yapımlar dikkat çekiyor. Joseph Kosinski'nin yarış destanı “F1”, Kathryn Bigelow’un politik gerilimi “A House of Dynamite” ve Bradley Cooper’ın aile draması “Is This Thing On”, ödül sezonunun güçlü adayları olarak görülüyordu. Bu filmlerin listeye girememesi, Oscar yarışlarındaki ilerleyişlerini şüphesiz zorlaştıracaktır.
Hollywood'daki bu finansal ve ticari zorunluluklar, ödül sezonu listelerinde de etkisini gösteriyor. Ünlü yönetmen Andrew Dominik, bir filmin finanse edilebilmesi için çoğu zaman 'piyasa değeri olan' (bankable) bir oyuncu seçimi yapmak zorunda kaldıklarını, bunun da bazen 'yanlış oyuncu seçimi' (miscast) anlamına geldiğini itiraf etmişti. Dominik, kariyerinde gişede zorlanan yapımlar çektiği için endüstri tarafından metaforik olarak 'Yönetmen Hapisanesi'ne' atıldığını ve Brad Pitt'in devreye girerek kendisini koruduğunu belirtiyor. Yönetmenlerin bu çetin finansman süreciyle nasıl mücadele ettiğine dair detaylı bilgilere ve Andrew Dominik'in çarpıcı itiraflarına Andrew Dominik: Brad Pitt Yönetmen Hapisanesinden Kurtuluş Bileti başlıklı haberimizden ulaşabilirsiniz.
Bu finansal ve yaratıcı baskılar sadece yönetmenleri değil, doğrudan oyuncuları da etkiliyor. Özellikle son dönemde yapay zeka (YZ) teknolojilerinin oyuncu suretlerini ve performanslarını izinsiz kullanma tehlikesi, sanatçı haklarının korunmasını küresel bir mücadele haline getirdi. Örneğin, İngiltere'nin önde gelen oyuncu sendikası Equity, yapımcı sendikası Pact ile yapılan müzakerelerde, YZ sistemlerinin oyuncuların dijital taramalarını rızaları olmadan eğitim verisi olarak kullanmasını engelleyecek net kurallar sağlanamaması üzerine grev oylaması kararı aldı. Bu durum, sanatçıların kendi kimlikleri ve şahsiyetleri üzerindeki özerkliklerinin korunması talebinin ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Birleşik Krallık’taki bu kritik gelişme ve Equity sendikasının yapay zeka hakları için başlattığı grev oylaması hakkında daha fazla detayı buradan okuyabilirsiniz.
Bu durum, Rian Johnson’ın polisiye filmi “Wake Up Dead Man” ve Craig Brewer’ın müzikal aşk hikayesi “Song Sung Blue” gibi izleyici dostu, geniş kitleye hitap eden ancak AFI jürisinin takdirini kazanamayan yapımlar için de beklenmedik bir hayal kırıklığı oldu.
Bu ölçekte büyük, geleceğe yönelik projeler arasında, Sam Mendes'in yönetmenliğini üstlendiği, efsanevi müzik grubu The Beatles'ı konu alacak dört bölümlük sinematik biyografi serisi de dikkat çekiyor. Paul Mescal, Harrison Dickinson, Barry Keoghan ve Joseph Quinn'in dört ana üyeyi canlandırdığı bu dev yapım, her bir üyenin kendi bakış açısıyla anlatılacak ve kadrosunda prodüktör George Martin (Harry Lloyd) ve menajer Brian Epstein (James Norton) gibi kilit figürleri barındırıyor. Sony Pictures ve Neal Street Productions işbirliğiyle hayata geçirilen bu iddialı serinin prodüksiyon detayları ve genişleyen kadrosu hakkında daha fazla bilgiye Sam Mendes imzalı The Beatles biyografisi kadrosu genişliyor başlıklı haberimizden ulaşabilirsiniz.
AFI, geleneksel uygunluk kurallarının dışında kalan uluslararası yapımları onurlandırmak amacıyla verilen Özel Ödül’ü bu yıl yazar-yönetmen Jafar Panahi'nin imzasını taşıyan “It Was Just an Accident” (Neon) filmine verdi. Panahi'nin bu ödülü alması, Batı'daki ticari zorunlulukların ötesinde, bazı coğrafyalarda sinemanın kişisel bir risk gerektirdiğini de gösterdi; zira usta yönetmen, ülkesinde verilen bir yıllık hapis cezasına rağmen İran'a döneceğini cesurca açıklamıştı. Bu özel kategorinin varlığı, Güney Kore yapımı “No Other Choice” ve Norveç draması “Sentimental Value” gibi uluslararası alanda başarılı diğer filmlerin neden ana listede yer almadığını da açıklıyor.
Jüri heyetinde Lily Gladstone, Patton Oswalt gibi sektör profesyonelleri, akademisyenler ve eleştirmenler yer aldı. AFI Ödül Töreni, 9 Ocak’ta gerçekleşecek ve bu yapımların kırmızı halıdaki ilk resmi zaferleri tescillenmiş olacak.
Kaynak: Bu haber metni için detaylı bilgilere ve listelerin orijinal duyurusuna Variety'de yayımlanan AFI Ödülleri duyurusu üzerinden ulaşılmıştır.