Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın, görevde olduğu dönemde gündeme getirdiği ve uluslararası film camiasında büyük yankı uyandıran %100 film tarifesi tehdidi yeniden masada. Ancak bu tartışmanın merkezindeki isimlerden, deneyimli yapımcı Steven Paul, bu radikal planın gerçekleşmesinin pek olası olmadığını düşünüyor. Jon Voight’un (Trump’ın Hollywood özel elçilerinden biri) özel danışmanı olan Paul, Doha Film Festivali’nde yaptığı açıklamalarla sektöre dair önemli ipuçları verdi.
SP Media Group CEO’su Steven Paul, eğlence sektörüne tarife uygulamanın pratik zorluklarına dikkat çekerek, böyle bir uygulamanın sektöre zarar vereceğini dile getirdi. Trump, daha önce iki kez (Mayıs ve Eylül aylarında) bu tarife planını dile getirmiş, bu durum küresel film endüstrisinde şok etkisi yaratmıştı.
“Eğlence sektörüne tarife koymak çok zor ve bence bu, sektör için iyi olmaz. Bu yola girmeyeceğimizi umuyorum. Ancak ortak yapımları, vergi indirimlerini ve anlaşmaları teşvik etmeliyiz.” - Steven Paul
Tarife Fikri Nasıl Ortaya Çıktı?
Paul, tarife tartışmasının temelinde, ABD’de yeterli sayıda film üretilmediği algısının yattığını açıkladı. Yıllardır Amerikan prodüksiyonlarının yüksek maliyetler ve yurtdışındaki cazip vergi teşvikleri (İngiltere, Avustralya, Bulgaristan gibi ülkelerde) nedeniyle küresel çapta dağılması, Hollywood'daki bazı isimleri harekete geçirdi. Amaç, Amerikan film endüstrisini yeniden 'sağlıklı veya harika' hale getirmekti.
- Yüksek İşletme Maliyetleri: ABD'de ekipman kiralama, sendika ücretleri ve stüdyo masraflarının yüksek olması.
- Cazip Vergi İndirimleri: İngiltere ve Kanada gibi ülkelerin büyük prodüksiyonlara sunduğu yüksek vergi kredileri ve geri ödemeler. Estonya gibi Baltık ülkeleri, yabancı yapımlara %40'a varan nakit iade (cash rebate) sistemleri sunarak rekabeti artırıyor.
- Altyapı Gelişimi: Dünya genelinde modern stüdyo ve teknik altyapıların yaygınlaşması, ABD'ye bağımlılığı azaltması. Örneğin Estonya, Kuzey Avrupa’nın en büyük stüdyo kompleksi olma hedefiyle Ida Viru stüdyolarını inşa ediyor.
Ancak bu küresel ilgi, beraberinde ikilemleri de getiriyor. Estonya örneğinde olduğu gibi, yabancı yapımlara devasa teşvikler sunulurken, ülkenin kendi ulusal sinema fonlarında kesintilere gidilmesi, "Ekonomi mi, kültür mü?" tartışmasını alevlendiriyor. Küçük ulusların kültürel varlıklarını ekonomik fayda için ne ölçüde riske attığı konusundaki detaylı incelemeye Tallinn Black Nights: Estonya Film Stüdyo İkilemi ve Bütçe Kesintileri başlıklı içeriğimizden ulaşabilirsiniz.
Trump Neden Tarife Kelimesine Odaklandı?
Steven Paul, stüdyolar, yayıncılar ve sendikalarla bir araya gelerek bir koalisyon oluşturduklarını ve bu koalisyonun, ABD film sektörünü destekleyecek kapsamlı bir 'dilek listesi' hazırladığını belirtti. Bu liste, vergi kredileri, ortak yapım fikirleri ve altyapı geliştirmeleri gibi maddeleri içeriyordu. Bu 20 sayfalık liste, Mar-a-Lago’da Trump’a sunuldu.
Paul’un aktardığına göre, listedeki onlarca yapıcı önerinin aksine, Trump listenin ortalarında geçen “tarifeler” kelimesine odaklandı ve bu durum büyük yankı uyandırdı. Bu anekdot, siyasi figürlerin bazen sektör uzmanlarının sunduğu karmaşık çözümler yerine, kolay manşet olabilecek sert söylemlere yöneldiğini gösteriyor.
Sektörün Çözüm Önerisi: İşbirliği ve Teşvik
Tarifelerin, sadece ABD’de film çekilmesini zorunlu kılacağını ve küresel işbirliklerini durduracağını savunan Paul, asıl çözümün korumacılıkta değil, teşviklerde yattığını vurguluyor. Paul, ABD'nin uluslararası anlaşmalar yaparak, Doha ve ABD arasında olduğu gibi, ülkeler arası ortak yapımları kolaylaştırması gerektiğini belirtiyor. Bu yaklaşım, hem ABD ekonomisine katkı sağlayacak hem de küresel sinema sanatının gelişimini destekleyecektir. Film sektöründeki profesyoneller, tarifelerin yaratıcı özgürlüğü kısıtlayacağı ve tüketici maliyetlerini artıracağı konusunda hemfikir.
Bu küresel işbirliği arayışının somut örnekleri Avrupa'dan geliyor. Örneğin, Fransa Ulusal Film Kurulu (CNC), prestijli 'Aide aux cinémas du monde' (ACM) fonunu Baltık ülkeleri (Estonya, Letonya ve Litvanya) ile ortak yapımları teşvik etmek üzere genişletti. Baltık sinemacılarının ACM Fonu’nda on yılı aşkın süredir devam eden yetersiz temsilini sonlandırmak amacıyla, Şubat 2026'da Paris'te uluslararası bir ortak yapım atölyesi düzenlenecek ve bu atölyede toplam dokuz proje Fransız ortak yapımcılarla bir araya getirilecektir. Fransa'nın bu önemli hamlesi ve Fransa CNC Baltık ülkeleri sinema ortak yapım atölyesi 2026 açma fonu hakkında daha detaylı bilgi için sitemizdeki ilgili içeriğe göz atabilirsiniz.
Katar, Steven Paul'un da işaret ettiği gibi, küresel pazarı çekmek için çoktan harekete geçti. İlk kez düzenlenen Doha Film Festivali Endüstri Günleri sırasında, Katar'ın film yapımcılarına **%50'ye varan nakit iadesi** sunan bölgesel bir prodüksiyon teşvik programı başlattığı duyuruldu. Ayrıca ülke, içerik yatırımı süreçlerine tamamen veri odaklı bir istihbarat sistemini (Parrot Analytics) entegre ederek, MENA bölgesinde sinema yatırım riskini azaltmayı hedefliyor. Katar’ın Parrot Analytics ile yaptığı bu stratejik ortaklık ve **veri odaklı film stratejisi** hakkında daha fazla bilgiyi okuyabilirsiniz.
Kaynak: Haberin hazırlanmasında Variety'de yayınlanan Trump’ın Film Tarifeleri Tehdidi Üzerine Steven Paul Yorumları başlıklı orijinal içeriğimizden yararlanılmıştır.