Otonom sürüş teknolojisi, her geçen gün yeteneklerini artırırken, sektörün devleri arasındaki rekabet de kızışıyor. Bu yarışın en iddialı isimlerinden biri olan Rivian'ın CEO'su RJ Scaringe, geleceğe dair oldukça cüretkar bir vizyon ortaya koydu. Scaringe'e göre, on yılın sonuna gelmeden, yani 2030'dan önce, Rivian araçları o kadar gelişmiş olacak ki, içinde bir insan olmadan kendi başlarına görevleri yerine getirebilecekler.
Bu, aracınızı siz evde dinlenirken bir arkadaşınızı havaalanından alması için gönderebileceğiniz veya günlük ayak işlerinizi ona yaptırabileceğiniz anlamına geliyor. Bu vizyon, mevcut sürücü destek sistemlerinin çok ötesinde, gerçek anlamda bir otonom devrimin habercisi niteliğinde.
Mevcut Otonom Sürüş Teknolojileri Nerede?
Bugün yollarda olan teknolojileri anlamak, Scaringe'in iddiasının ne kadar büyük olduğunu kavramak için önemli. Bir yanda, belirli şehirlerde tamamen sürücüsüz hizmet veren Waymo gibi robotaksiler bulunuyor. Diğer yanda ise General Motors'un Super Cruise veya Tesla'nın Full Self-Driving (FSD) gibi gelişmiş sürücü destek sistemleri (ADAS) var. Bu sistemler, belirli otoyollarda veya şehir içinde aracı yönlendirebilse de, en önemli kural her zaman geçerli: Sürücü dikkatini yoldan ayırmamalı ve her an kontrolü devralmaya hazır olmalı.
Ancak bu temel kural, sektördeki tartışmalarla sürekli olarak test ediliyor. Örneğin, Tesla CEO'su Elon Musk'ın, FSD (Gözetimli) sistemi devredeyken sürücülerin telefonlarına bakabileceğini veya mesajlaşabileceğini belirtmesi, büyük bir hukuki ve güvenlik tartışması başlattı. ABD'deki eyaletlerin çoğunda direksiyon başında telefon kullanmak yasakken, FSD gibi hala aktif sürücü denetimi gerektiren bir sistemde bu tür bir iznin verilmesi, teknolojinin yetenekleri ve yasal sorumluluklar arasındaki karmaşık ilişkiyi gözler önüne seriyor.
Yani mevcut teknoloji, sürücünün yerini almaktan ziyade ona yardımcı olmayı amaçlıyor. Rivian'ın hedefi ise bu denklemi tamamen değiştirmek.
Rivian'ın Otonomi Yol Haritası
- İlk Aşama: 'Her Yerde Eller Serbest' özelliği ile sürücüye daha fazla konfor sunmak.
- İkinci Aşama: Tesla'nın FSD'sine benzer bir 'Noktadan Noktaya Navigasyon' sistemi geliştirmek.
- Nihai Hedef: Sürücünün araçta olmasına gerek kalmayan, tamamen otonom bir sistem.
Gerçekçi Bir Hedef mi, Yoksa Pazarlama Vaadi mi?
RJ Scaringe'in bu iddialı zaman çizelgesi, akıllara kaçınılmaz olarak Tesla CEO'su Elon Musk'ın yıllardır süregelen vaatlerini getiriyor. Musk, 2016'da yayınladığı 'Master Plan Part Deux' manifestosundan bu yana, Tesla sahiplerinin araçlarını birer robotaksi olarak çalıştırıp ek gelir elde edebileceği bir gelecek vadediyor. Ancak bu hayalin gerçekleşmesi, beklenenden çok daha zorlu ve zaman alıcı oldu.
Bu zorluk, sadece teknik ve yasal engellerle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda yapay zekanın insan benzeri bir sürüş karakteri benimsemesindeki güçlükleri de içeriyor. Örneğin, Tesla'nın FSD sistemi, verimliliği optimize etmeye çalışırken insan sürücülerin sosyal normlarını (nezaket, sabır) göz ardı edebiliyor. Bu durum, sistemin ani şerit değişiklikleri yapması veya diğer sürücülerin yolunu kesmesi gibi trafikte kaba olarak algılanan davranışlar sergilemesine neden olarak, otonom sürüşün toplumsal kabulünün önündeki beklenmedik engellerden birini oluşturuyor.
Scaringe, Automotive News'e verdiği demeçte, 'Bir sonraki adım, sizin araçta olmanıza gerek kalmamasını sağlamak. Bizim görüşümüz, bunun on yılın sonundan çok önce gerçekleşeceği yönünde.' ifadelerini kullandı.
Bu durum, otonom sürüş teknolojisinin geliştirilmesinin ne denli karmaşık olduğunu gösteriyor. Donanım, yazılım, yasal düzenlemeler ve en önemlisi halkın güveni gibi birçok engelin aşılması gerekiyor. Dolayısıyla Scaringe'in 2028 veya 2029 gibi bir tarihi ima etmesi, sektördeki bazı uzmanlar tarafından şüpheyle karşılanabilir.
Bu karmaşıklık, sadece teknik ve yasal engellerle sınırlı değil, aynı zamanda yolcu deneyiminin temel fizyolojik yönlerini de içeriyor. Örneğin, sürücüsüz araçların yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan en büyük zorluklardan biri, yolcularda artan mide bulantısı veya hareket hastalığıdır. Geleneksel araçlardaki motor sesi ve titreşim gibi beyne hareket ipuçları veren sinyallerin yokluğu ve yapay zekanın insan sürücülerden farklı, bazen daha ani ve beklenmedik manevraları, beyin ile iç kulak arasında bir 'duyusal uyumsuzluk' yaratarak bu sorunu tetikleyebiliyor. Bu durum, otonom araçların yol açtığı hareket hastalığı gibi sorunların çözülmesinin, teknolojinin genel kabulü için ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.
Yapay Zeka Devrimi Bu Hızı Mümkün Kılabilir mi?
Öte yandan, Scaringe'in iyimserliğinin arkasında güçlü bir teknolojik dayanak var: Yapay zeka. Geçmişte, otonom sistemler büyük ölçüde 'eğer dur işareti görürsen, frene bas' gibi kural tabanlı modellere dayanıyordu. Ancak günümüzde, yapay zeka tabanlı öğrenme modelleri sayesinde sistemler, çok daha karmaşık ve öngörülemez trafik senaryolarıyla başa çıkabiliyor ve sürekli olarak kendilerini geliştirebiliyorlar.
Waymo'nun her ay milyonlarca ücretli yolculuğu sorunsuz tamamlaması ve GM gibi devlerin 2028'e kadar 'gözler kapalı' sürüş özelliğini sunma planları, bu alandaki ilerlemenin hızlandığını kanıtlıyor. Rivian da bu teknolojik dalgadan faydalanarak hedeflerine ulaşmayı planlıyor. Şirketin önümüzdeki hafta düzenleyeceği 'Otonomi ve Yapay Zeka Günü' etkinliğinde bu planlara dair daha fazla detayın paylaşılması bekleniyor.
Bu haberde yer alan bilgiler, InsideEVs'de yayınlanan makaleden derlenmiştir.