Sinema dünyasının önemli buluşma noktalarından biri haline gelen 21. Zürih Film Festivali (ZFF), bu yıl da iddialı bir programla perdelerini açtı. Festival, hem yıldızlarla dolu galalarıyla dikkat çekiyor hem de sektörün en kritik meselelerini ele alan yeni Film Finans Forumu ve Zürih Zirvesi ile geleceğe ışık tutuyor.
Bu yılki 21. edisyonuyla Zürih Film Festivali, tarihinde yeni bir sayfa açarak dikkatleri üzerine çekiyor. On yıldır festivalin sahibi olan İsviçre merkezli gazete grubu NZZ, ZFF'i festival direktörü Christian Jungen liderliğindeki bir yatırım ekibine devretti. Bu yönetim devralması (management buyout), festivalin geleceği ve finansman stratejileri hakkında önemli tartışmaları beraberinde getirirken, Zürih Film Festivali'nin bu yeni dönemi ve bağımsızlaşma süreci hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu sayfayı ziyaret edebilirsiniz.
Bu yıl festivalin açılışını, Michael Angelo Covino'nun romantik komedisi 'Splitsville' yaparken, filmin başrol oyuncusu Dakota Johnson, kariyer başarısını simgeleyen Golden Eye ödülünü almak üzere Zürih'teydi.
Gala Premierleri ve Onur Konukları
Zürih'in Gala Premierleri bölümü, yılın en merakla beklenen filmlerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Bu filmler ve oyuncuları arasında şunlar öne çıkıyor:
- Luca Guadagnino'nun 'After the Hunt' (Julia Roberts)
- Cherien Dabis'in Filistin draması 'All That's Left of You'
- Richard Linklater'ın 'Nouvelle Vague'
- Benny Safdie'nin 'The Smashing Machine' (Dwayne Johnson)
- Edward Berger'in 'Ballad of a Small Player' (Colin Farrell - Golden Icon Ödülü sahibi)
Diğer dikkat çeken yapımlar arasında ise Emma Stone'un başrolünde olduğu Yorgos Lanthimos'un 'Bugonia', Jodie Foster'lı Rebecca Zlotowski'nin 'A Private Life', Guillermo del Toro'nun 'Frankenstein', Matthew McConaughey'li Paul Greengrass'ın 'The Lost Bus' ve Russell Crowe'lu (Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahibi) James Vanderbilt'in 'Nuremberg' gibi yapımlar bulunuyor.
Kariyer başarıları için verilen Golden Eye ödülleri Wagner Moura ve Benedict Cumberbatch'e takdim edilirken, yönetmen ve senarist Noah Baumbach da George Clooney'nin başrolünü üstlendiği 'Jay Kelly' filminin prömiyerinde 'A Tribute to…' ödülünü aldı.
Yeni Film Finans Forumu: İsviçre Parası Hollywood'a Akıyor mu?
Bu yıl ilk kez düzenlenen Film Finans Forumu, uluslararası yapımcıları İsviçreli finansörlerle bir araya getirerek potansiyel işbirliklerinin önünü açıyor. ZFF direktörü Christian Jungen, Zürih'in bir finans başkenti ve dünyanın servet yönetimi merkezi olduğunu vurgulayarak,
Bu bağımsızlaşma sürecinin ardında, eski sahibi NZZ medya grubunun festivalin gelişimini siyasi kutuplaşmanın ikincil zararı olmaktan çıkarma isteği yatıyor. NZZ, sağ eğilimli bir gazete olarak, festivalin bağımsız bir kimlikle daha geniş destekçi tabanına ulaşabileceğine inandı ve önümüzdeki üç yıl boyunca ana ortaklardan biri olmaya devam edecek. ZFF'in finansman modeli de bu bağımsız yapısıyla öne çıkıyor; yıllık 14 milyon İsviçre frangı bütçesinin %90'ından fazlası özel şirketlerden ve bağışlardan sağlanıyor. Federal ve yerel yönetimlerin katkısı ise toplam bütçenin %10'undan azına tekabül ediyor. Jungen, bağımsız bir yapıya bürünmenin, özellikle zengin bireylerden ve vakıflardan fon toplama sürecini kolaylaştırdığını, böylece finansman kaynaklarını daha da çeşitlendirme fırsatı bulduklarını belirtiyor. Festival ayrıca Zürih şehrinden aldığı desteğin (yıllık 500.000 İsviçre frangı) artırılmasını umuyor; zira bu miktarın şehrin festivalden sağladığı imaj katkısına oranla "çok düşük bir meblağ" olduğunu vurguluyor.
Küresel Bir Festival Ağı Oluşturma Vizyonu
Festival direktörü Christian Jungen'in geleceğe yönelik önemli stratejilerinden biri de uluslararası festivallerle daha fazla iş birliği yapmak. Jungen, Cannes, Venedik, Toronto, Berlin ve Sundance gibi "büyük beşli" dışında kalan diğer festivallerle bir ağ oluşturmanın, bilgi paylaşımını artıracağını ve büyük küresel sponsorlara ortaklaşa yaklaşma imkanı sunacağını düşünüyor. Bu strateji, profesyonel sporlardaki global ortaklıklara benzetiliyor; örneğin Emirates Havayolları'nın ATP ile yaptığı ve dünya genelindeki 60 turnuvayı kapsayan sponsorluk anlaşması gibi. Farklı kıtalardaki festivallerden oluşan böyle bir ağın, büyük markaların farklı sezonlarda global bir erişim sağlamasına yardımcı olacağını ve sponsorluk şansını artıracağını belirten Jungen, bu yönde diğer festivallerle temas halinde olduklarını ve yavaş yavaş bu ağı inşa ettiklerini ifade etti. Bu kapsamda, özellikle Küresel Güney'den ve az temsil edilen bölgelerden sinemacılara destek veren Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) bünyesindeki Dünya Sineması Fonu (WCF) ve Toolbox programı gibi girişimler, ZFF'in de vizyonuna paralel olarak küresel sinema çeşitliliğini artırmayı hedefliyor. Hatta, Dünya Sineması Fonu'nun yeni lideri Sata Cissokho'nun atanması, bu alandaki desteğin daha da güçleneceğinin sinyallerini veriyor. Aynı zamanda Latin Amerika'nın en büyük etkinliklerinden 27. Rio Film Festivali'nin yerel yapımlarda kırdığı rekorlar ve Uluslararası Amsterdam Belgesel Film Festivali (IDFA) gibi platformlar da, farklı hikayelerin dünya sahnesine taşınmasında önemli rol oynayarak bu küresel ağın potansiyelini gözler önüne seriyor. Bu bağlamda, Brezilya merkezli Sambaqui Cultural'ın Şilili yönetmen Camilo Becerra'nın 'Gökyüzü Bizim İçin Boyanıyor' ('El cielo que pintamos') filmi için yapımcı olarak projeye dahil olması gibi uluslararası ortak yapımlar, San Sebastian Film Festivali gibi köprü kuran etkinliklerin de önemiyle birlikte, küresel sinema endüstrisindeki bu iş birliği ve çeşitliliği pekiştiriyor. Brezilya sinemasının son dönemdeki başarılarının bir yansıması olan bu işbirliği, 27. Rio Uluslararası Film Festivali'nde rekor sayıda (124) yerel yapımın ilk gösteriminin yapıldığı bir döneme denk geliyor. 'Gökyüzü Bizim İçin Boyanıyor', ergenlik çağının getirdiği zorluklar, travmalar ve tabu haline gelmiş konularla mücadele eden Ana (15), Matías (16) ve Iggy (16) adlarındaki üç genç kardeşin hikayesini anlatıyor. Ortak bir kederin gölgesinde ve gerçekliklerinden kaçma arzusuyla birbirlerine bağlanan kardeşlerin, özellikle Ana ve Iggy arasındaki tutkulu ama yıkıcı ilişkileri derin ve kalıcı yaralar bırakıyor. Filmin başrollerinde Şili'nin yükselen yetenekleri Clemente Rodríguez ve Octavio Bernasconi yer alıyor. Sambaqui Cultural adına konuşan Joana Nin, Becerra'nın sanatsal vizyonunu takdir ettiğini ve uluslararası işbirliklerinin önemini vurgularken, Storyboard Media kurucu ortağı Carlos Nuñez de San Sebastian Film Festivali'nin Latin Amerika ve Avrupa arasında köprü kurarak sanatsal derinliği olan hikayeleri küresel alanda tanıtmak için hayati bir platform olduğunu ifade etti. Brezilya sanat desteğiyle çekilen 'Gökyüzü Bizim İçin Boyanıyor' filmi, bu tür küresel işbirliklerinin ve farklı coğrafyalardan gelen hikayelerin uluslararası alanda tanıtımının somut bir örneğini oluşturuyor. Aynı bağlamda, Cannes'da peş peşe gösterilen iki başarılı kısa filminin ardından ilk uzun metraj filmi olan Filipinli yönetmen Arvin Belarmino'nun punk draması 'Ria' da, Manila'nın sokaklarında geçen ve direniş ruhunu yansıtan çarpıcı bir yapım olarak öne çıkıyor. Film, Manila'daki Tarima adlı bir punk komününde büyüyen öksüz Filipinli punk müzisyeni Ria'nın, seçtiği ailesinin komününü yıkımdan ve yolsuzluktan koruma mücadelesini ve komünün şeker hastası annesi Olga'nın tıbbi masraflarını karşılamak üzere Oriental Hotel'de temizlikçi olarak çalışırken yaşadığı ikili mücadeleyi dokunaklı bir şekilde ele alıyor. Yönetmen Belarmino, filmi "kırık bir sistemde birini kaybeden herkesin, susturulmayı reddeden herkesin ve direnişin gücüne inanan herkesin hikayesi" olarak tanımlıyor. Başrollerinde Nour Hooshmand (Ria) ve Sylvia Sanchez (Olga) gibi yeteneklerin yer aldığı ve Semaine de la Critique Next Step, Cannes Cinéfondation La Résidence ve Institut Français La Fabrique Cinéma gibi prestijli programlardan uluslararası destek alan 'Ria', küresel sinema ağının çeşitliliğini ve farklı seslere verdiği önemi pekiştiriyor. Arvin Belarmino'nun Cannes destekli punk draması 'Ria' hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.
ZFF'in Yeni Dönemi: Bağımsızlık Ne Getiriyor?
Zürih Film Festivali'nin NZZ'den ayrılarak bağımsız bir yapıya bürünmesi, beraberinde hem fırsatları hem de potansiyel zorlukları getiriyor. Jungen'in bahsettiği gibi, siyasi kutuplaşmanın kültürel etkinlikler üzerindeki olumsuz etkilerinden kurtulmak ve daha geniş bir destekçi tabanına ulaşmak festival için önemli bir adım. Ancak, büyük bir medya grubunun kurumsal gücünden ve finansal istikrarından yoksun kalmak, bağımsız bir yapı için yeni riskler de doğurabilir. Özel sponsorlara ve zengin bireylere bağımlılık, festivalin programlama özgürlüğünü veya uzun vadeli finansal sürdürülebilirliğini nasıl etkileyecek? Zürih Belediyesi'nin desteği artırma kararı da, festivalin yeni politik pozisyonuna rağmen, şehrin diğer kültürel öncelikleri ve bütçe kısıtlamaları çerçevesinde değerlendirilecektir. Küresel bir festival ağı oluşturma vizyonu ise iddialı ve potansiyel vadeden bir yaklaşım olsa da, farklı kıtalardaki ve farklı büyüklükteki festivaller arasında etkin bir koordinasyon sağlamak operasyonel açıdan ciddi meydan okumalar içerecektir. Bu yeni dönem, ZFF için bir deneme tahtası niteliğinde olup, kültürel etkinliklerin değişen dünya dinamikleri içinde nasıl ayakta kalabileceğine dair önemli ipuçları sunacaktır.