Jimmy Kimmel'ın Zorlu Yolu: Geç Gece Şovlarının Çıkmazı ve Özürlerin Rolü

Haber Merkezi

19 September 2025, 17:49 tarihinde yayınlandı

Jimmy Kimmel Krizi: Geç Gece Şovlarının Zorlu Dengesi ve Özrün Gücü

Türkiye'nin önde gelen teknoloji ve gündem haber portalı Sen,Nexus'un okuyucuları için özel olarak hazırlanan bu analizde, ABD'nin popüler geç gece şovu sunucusu Jimmy Kimmel'ın son dönemde gündeme gelen tartışmalı şakalarını ve bu tür krizlerin medya dünyasındaki etkilerini derinlemesine inceliyoruz. Bu durum, yalnızca bir programın askıya alınması olmakla kalmayıp, aynı zamanda medya devleri ile yerel yayıncılar arasındaki güç mücadelesinin de fitilini ateşleyerek, ülke genelinde medya özgürlüğü ve ifade hürriyeti üzerine yeni bir tartışma dalgası başlattı. Mizah ve hassasiyet arasındaki ince çizgi, özellikle siyasi gerilimlerin arttığı günümüz dünyasında, Jimmy Kimmel ve benzeri figürler için giderek daha karmaşık bir hal alıyor.

ABC'nin sevilen yüzü Kimmel, 10 Eylül'de Utah'ta halka açık bir konuşma etkinliğinde hayatını kaybeden muhafazakar aktivist Charlie Kirk'ün ölümüyle ilgili yaptığı yorumların ardından patlak veren bu krizde, eski Başkan Trump'ın bir 'müttefikinin ölümüne' verdiği tepkiyle ilgili yorumlarıyla büyük bir fırtına kopardı. Özellikle Kimmel, Pazartesi akşamı yayınlanan monologunda, 10 Eylül'de Utah'ta halka açık bir konuşma etkinliğinde hayatını kaybeden muhafazakar aktivist Charlie Kirk'ün ölümüyle ilgili yaptığı açıklamalarda, 'MAGA çetesi'nin, Kirk'ü öldüren genci 'kendilerinden biri' olarak göstermeye çalıştığını ifade etmesiyle ateşlendi. Kimmel, eski Başkan Donald Trump'ın Amerikan bayraklarını yarıya indirme emrini ve olayla ilgili siyasi yorumları da tiye aldı. Özellikle 'MAGA çetesi'ne yönelik eleştirileri, sağ kanat otoritelerin sert tepkisini çekti. FCC Başkanı Brendan Carr'ın, Kimmel'ın yorumlarını 'saldırgan' bularak ABC hakkında yeni bir soruşturma başlatma ve hatta ABC'nin yayın lisanslarını iptal etme tehdidinde bulunmasıyla durum daha da alevlendi. Carr, ayrıca çarşamba günü Benny Johnson'ın podcast'inde yaptığı açıklamada, medya şirketlerine yönelik "kolay yoldan ya da zor yoldan" gidilebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, ifade özgürlüğü savunucuları tarafından sert bir şekilde eleştirilerek, Carr'ın FCC'nin düzenleyici yetkisini siyasi rakiplere karşı bir 'çekiç' gibi kullandığı iddialarını gündeme getirdi. Bu gelişmelerin ardından Nexstar Media ve Sinclair Broadcasting gibi önde gelen TV istasyonu sahipleri, 'Jimmy Kimmel Live' şovunu belirsiz bir süreyle yayın akışından çıkarma kararı aldı. Nexstar'ın bünyesindeki 32 ABC bağlı istasyonu olmak üzere, Sinclair'e ait tüm yerel istasyonlar da "Jimmy Kimmel Live" programını yayından çekti ve yapımı süresiz olarak durdurdu. Kısa süre sonra ABC de bu karara uydu. ABC'ye bağlı 150'den fazla istasyon sahibine gönderilen bir notta, Çarşamba ve Perşembe akşamları normalde Kimmel'ın yayınlandığı 23:35 slotunda 'Celebrity Family Feud' programının tekrar bölümlerinin yayınlanacağı belirtildi. ABD'nin en büyük sendikalarından Amerika Yazarlar Birliği Batı (WGA West) ve Sinema Oyuncuları Sendikası – Amerikan Televizyon ve Radyo Sanatçıları Federasyonu (SAG-AFTRA) da ABC'nin bu hamlesini 'misilleme' olarak değerlendirerek kınadı ve sanatçıların sesinin kısılmasının demokratik değerlere aykırı olduğunu belirtti. Hatta Disney'in (ABC'nin sahibi) Kimmel'ın şovunu 'süresiz olarak yayından kaldırdığını' açıklaması, krizin boyutunu gözler önüne serdi. Hatta eski başkan Barack Obama bile bu durumu, Trump yönetiminin "beğenmediği muhabirleri ve yorumcuları kovmak" için medya şirketlerini sindirme çabası olarak değerlendirdi. Oysaki Kimmel, ABC'nin Oscarlar ve Emmy'ler için güvendiği bir sunucu ve hatta geçmişte oğluyla ilgili yaptığı duygusal ve politik konuşmalarla takdir toplamış bir 'şirket adamı' olmasına rağmen bu olayla hedef olmaktan kaçınamamıştır.

“Uygunsuzluk suç değildir. Aslında uygunsuzluk, en iyi komedinin kaynağı olabilir – en azından ifade özgürlüğünü temel bir hak ve erdem olarak anladığımız bir toplumda.”

Bu kapsamda, komedyen Jimmy Fallon'dan meslektaşı Kimmel'a güçlü bir destek gelirken, Fallon sansür endişelerine rağmen Donald Trump'ı hedef alan eleştirel yayınlarına devam edeceğinin sinyallerini verdi. Bu olayla ilgili daha fazla bilgi için Jimmy Fallon'ın Kimmel'a desteği ve Trump'a karşı duruşu haberimize göz atabilirsiniz.

Kimmel'ın yaşadığı bu krizin yankıları sürerken, ABD'nin sevilen hiciv programlarından 'The Daily Show', Komedyen Jon Stewart'ın özel bir bölümüyle konuya satirik bir ayna tuttu. Normalde sadece Pazartesi akşamları programı sunan Stewart, bu kez özel bir bölüm için stüdyoya geri dönerek, Jimmy Kimmel'ın programının yayından kaldırılması ve FCC Başkanı Brendan Carr'ın Disney'e yönelik tehditlerinin ardından ABD medyasında esen 'siyasi baskı' rüzgarını hicvetti. Program, "Comedy Central'dan, vatanseverce itaatkar sunucunuz Jon Stewart ile yepyeni, hükümet onaylı 'Daily Show' geliyor!" anonsuyla başlarken, tanıtımda dahi "Mütevazı, itaatkar Jon Stewart, Amerika'nın Yüce Lideri Donald J. Trump'ı övgü yağmuruna tutuyor ve Jimmy Kimmel'ın askıya alınmasının ardından ifade özgürlüğü kurallarını FCC onaylı bir şekilde tazeliyor" ifadeleri kullanıldı. Stewart, program boyunca Trump'ın Oval Ofis'indeki son makyajı anımsatan altın çerçeveler ve süslemelerle donatılmış bir masada oturarak, otokratik bir yönetim altında medyanın nasıl bir dil kullanabileceğini ironik bir dille gözler önüne serdi. Hatta "Yetenek Ölçer" adını verdiği bilimsel bir araçla ABD Anayasası'ndaki Birinci Değişiklik'i (ifade özgürlüğü) hicivli bir şekilde yeniden yorumlayarak, sanatçıların 'TQ' (yetenek katsayısı) - ki bu büyük ölçüde Başkan'a 'nezaketle' ölçülüyor - belirli bir seviyenin altına düştüğünde FCC'yi bilgilendirmesi durumunda, milyarlarca dolarlık ağ birleşmelerini tehdit etme veya doğrudan lisansları askıya alma yetkisini tetikleyen bir senaryo çizdi. Bu bölümle ilgili daha fazla bilgi için Jon Stewart'ın Trump uyumlu Daily Show bölümü haberimize göz atabilirsiniz.

Stewart, programında muhafazakar yorumcuların ve politikacıların daha önce çürütülmüş yalanlarını ve ikiyüzlü söylemlerini de ifşa etti. Özellikle 6 Ocak Kongre baskıncılarını 'sadece gezgin' olarak tanımlayan iddiaları ele alırken, izleyicilerin yuhalamasına karşılık "Ah, Lordum. Bu köylülerin nereden geldiğini bilmiyorum. O kliplerin hepsi doğruydu, özellikle o son gezginler hakkında olanı, çünkü teknik olarak, bir polisi yumruklasanız bile gördüğünüz her şey bir manzaradır" diyerek alay etti. Paul Pelosi'ye yapılan saldırı üzerinden alay eden Donald Trump Jr., Paul Hegseth ve Rachel Campos-Duffy gibi isimlerin kliplerini göstererek, 'trajedileri alaya alma' konusunda 'solcuların' ne kadar acımasız olduğunu (!) mizahi bir dille ele aldı. Hatta eski Fox News sunucusu Paul Hegseth'in şu anki Savunma Bakanı olması, bu tür eleştirel pozisyonlara rağmen kişilerin nasıl yüksek makamlara gelebildiğine dair de bir yorum niteliğindeydi.

Seth Meyers'tan İronik Destek ve İfade Özgürlüğü Mesajı

Olaylara tepkisiz kalmayan bir diğer geç gece şovu sunucusu Seth Meyers, kendi programı "Late Night"ta duruma ironik bir dille yaklaştı. Kimmel'ın yayından kaldırılması haberine atıfta bulunarak, "Sayın Trump'ı her zaman takdir etmiş ve saygı duymuşumdur," şeklinde alaycı bir başlangıç yaptı. Trump'ı 'vizyoner, yenilikçi, harika bir başkan ve daha da iyi bir golfçü' olarak nitelendiren Meyers, kendisinin Trump hakkında olumsuz bir şey söylediğini görenlerin bunun "sadece yapay zeka" olduğunu iddia etmelerini istedi.

"Jimmy Kimmel'ı arkadaşım olarak adlandırmak, bu şovu her gece yapmak kadar bir ayrıcalık ve onurdur. Her gün uyanıyorum, ifade özgürlüğüne değer verdiğini iddia eden bir ülkede yaşadığım için şükrediyorum ve şovumuzu her zaman yaptığımız gibi: coşkuyla ve dürüstlükle yapmaya devam edeceğiz," diyerek ciddi bir mesaj verdi.

Meyers'ın bu sözleri, hem meslektaşına desteğini ifade etmesi hem de medya özgürlüğüne olan bağlılığını vurgulaması açısından önemliydi.

Geç Gece Şovlarının Değişen Dinamikleri: Carson'dan Sonraki Dünya

Johnny Carson'ın altın çağından bu yana geç gece şovlarının doğası kökten değişti. Günümüzde daha fazla sunucu, sadece TV reytingleri için değil, aynı zamanda sosyal medyada viral olmak için kıyasıya bir mücadele veriyor. Bu durum, sunucuları daha keskin, daha sivri dilli yorumlar yapmaya ve Carson'ın genellikle kaçındığı tartışmalı konulara girmeye itiyor. Bu yeni dinamiğin getirdiği zorluklar, Kimmel'ın durumunda olduğu gibi, zaman zaman ciddi medya krizlerine yol açabiliyor.

Medya uzmanları, modern geç gece mizahının, anlık tepkilerle beslenen sosyal medya kültürü nedeniyle 'edgy' ile 'ofansif' arasındaki ince çizgide daha sık gidip geldiğini belirtiyor. Bu, sunucuların ve yapımcıların, izleyici kitlesinin beklentileri ile kamuoyunun hassasiyetleri arasında hassas bir denge kurmasını gerektiriyor.
<2 class='text-2xl font-bold text-gray-900 mt-6 mb-3'>Özür Dilemek: Bir Kurtarma Halatı mı, Son Çare mi?

Kimmel'ın bu krizden nasıl çıkacağı merak konusu olsa da, geçmişteki benzer vakalar özür dilemenin çoğu zaman (her zaman olmasa da) bir çıkış yolu olabileceğini gösteriyor. İşte medya tarihinde benzer krizlerle karşılaşmış ve farklı yaklaşımlar sergilemiş bazı geç gece şovu figürleri:

Geçmişten Kriz ve Özür Örnekleri:

  • David Letterman (2009): Alaska Valisi Sarah Palin'in kızına yönelik yaptığı şaka sonrası büyük tepki çekti. Letterman, hatasını kabul ederek kamusal bir özür diledi ve bu, durumu sakinleştirmesine yardımcı oldu.
  • Bill Maher (2017): HBO'daki canlı yayınında kullandığı ırkçı bir ifade nedeniyle eleştirilerin hedefi oldu. Maher hızlıca özür diledi ve bir sonraki programında konuklarıyla bu konuyu tartışarak durumu yönetti.
  • Joy Reid (2018): Eski blog yazılarında homofobik yorumlar olduğu ortaya çıkınca kriz yaşadı. Reid, özür diledi ve hatta programında bu konuyu tartışmaya açarak kariyerine devam etti ve sonraki yıllarda terfi bile aldı.
  • Bill Maher (2001 - Politically Incorrect): 11 Eylül saldırıları sonrası ABD'nin 'korkak' olduğu yönündeki yorumları nedeniyle reklamverenlerini kaybetti. Maher özür dilemesine rağmen, şovu Haziran 2002'de yayından kaldırıldı. Bu durum, özrün her zaman yeterli olmayabileceğinin bir kanıtıdır.
  • Samantha Bee (2018): Eski Başkan Trump'ın kızı Ivanka'ya yönelik kullandığı ağır bir ifade nedeniyle büyük bir reklamveren kaybı yaşadı. Bee özür dilese de, şovu 2022'ye kadar devam etse de etkisi hissedildi.
  • Pete Davidson (2018 - SNL): Eski Donanma SEAL'ı ve Kongre adayı Dan Crenshaw'u alaya aldığı şakasıyla tepki topladı. Davidson, bir sonraki bölümde Crenshaw ile birlikte sahneye çıkarak özür diledi ve bu samimi karşılaşma durumu olumlu yönde çözdü.

Kimmel İçin Gelecek ve Şeytanın Avukatının Görüşü

Jimmy Kimmel'ın durumu, yukarıdaki örneklerden farklılık gösterebilir. Kimmel'ın kitlesi, ondan bu tür sivri yorumlara alışkın olabilir ve ABC yöneticilerinin, şovun yayınlanmasından önce monolog hakkında istişare etmeye zamanı olmuş olabilir. Bu durumda, Kimmel'ın bir özür dilemeye ihtiyaç duymayacağı düşünülebilir. Ancak geçmiş deneyimler, bir özrün, olayın yarattığı olumsuz algıyı yumuşatmada ve sunucunun kariyerine devam etmesinde kritik bir rol oynadığını göstermiştir. Öte yandan, eski Başkan Donald Trump da Truth Social platformu üzerinden duruma hızla müdahil olarak Kimmel'ın programının iptalini "Amerika için Harika Haber" olarak nitelendirmiş ve ABC'yi "nihayet yapılması gerekeni yapma cesaretini gösterdiği" için tebrik etmişti. Trump, Kimmel'ı "sıfır yetenekli" ve "Colbert'tan bile kötü reytinglere sahip" olmakla eleştirmiş, diğer geç yayın programlarının da 'korkunç izlenme oranları' nedeniyle tehlikede olduğunu ima etmişti. Daha da ileri giderek, NBC'nin diğer geç gece şovu sunucuları Jimmy Fallon ve Seth Meyers'ı da hedef alan Trump, onları "tamamen kaybedenler" olarak tanımlamış ve NBC'yi de onların programlarını iptal etmeye çağırmıştı. Unutulmamalıdır ki, izleyiciler genellikle sunucuları yarattıkları şovlarla hatırlar, yolda karşılaştıkları aksaklıklarla değil.

Öte yandan, 'cancel kültürü'nün yükselişi, mizahçıların ifade özgürlüğü sınırlarını yeniden tanımlamalarına neden oluyor. Her ne kadar komedyenler sınırları zorlama konusunda özgür hissetseler de, özellikle toplumsal hassasiyetlerin arttığı dönemlerde, söylediklerinin potansiyel sonuçlarını göz önünde bulundurmaları büyük önem taşıyor. Özrün samimiyeti ve zamanlaması da, bir krizin seyrini değiştiren en önemli faktörler arasında yer alıyor. Bu kriz, aynı zamanda medya devleri ile yerel yayıncılar arasındaki güç mücadelesinin de bir göstergesi oldu. Nexstar ve Sinclair gibi bağlı yayıncı grupları, Jimmy Kimmel olayını kendi nüfuzlarını kullanmak için bir fırsat olarak değerlendirdi. Özellikle Nexstar'ın Federal İletişim Komisyonu (FCC) üzerinde mevcut televizyon istasyonu sahipliği sınırlarını yeniden gözden geçirmesi için yoğun baskı uyguladığı ve rakip bir istasyon grubunu satın alma niyetini açıkladığı bir döneme denk gelen bu olay, medya politikaları içindeki ekonomik ve düzenleyici dinamikleri de gözler önüne serdi. Nitekim Nexstar Media ve Sinclair Broadcast Group gibi büyük istasyon sahipleri, Kimmel'ın programını bünyelerindeki toplam 32'den fazla ABC bağlı istasyonunda yayımlamayacağını açıklayarak ana ağa karşı açıkça cephe almış, hatta Kimmel'ın yayınlandığı 23:35 slotunda 'Celebrity Family Feud' tekrar bölümlerinin gösterileceğini duyurmuştu. Bu durum, bağlı istasyonların yayın ağları karşısında sahip olduğu muazzam gücü ve bu tür şirketlerin, Kimmel olayını nüfuzlarını kullanmak için bir fırsat olarak gördüklerini gözler önüne serdi. Zira Nexstar'ın, Tegna gibi rakip bir grubu satın alma girişimi, mevcut kurallar altında sahiplik sınırını aşmasını gerektirdiği için FCC'nin düzenlemeleri gevşetmesini zaruri kılmaktadır. Konuyla ilgili daha fazla detay ve güncel haberler için Jimmy Kimmel Live yayını askıya alındı: ABC, Nexstar, Sinclair başlıklı haberimizi okuyabilirsiniz.

Değer Katma: İfade Özgürlüğü Tartışmasının İki Yüzü

Bu olay, ABD'deki ifade özgürlüğü tartışmalarının ne kadar derin ve karmaşık olduğunu gözler önüne seriyor. Bir tarafta, eleştirel seslerin susturulmaya çalışıldığı ve medya kuruluşları üzerinde siyasi baskı kurulduğu endişeleri varken; diğer tarafta, FCC Başkanı Carr gibi isimler, yayıncıların "kamu yararına hizmet etme yükümlülüğü" ve "toplum değerlerine uymayan programlara karşı durma" gerekliliğini vurguluyor. Bu durum, kamu yayıncılığının sınırları, mizahın rolü ve siyasi söylemde kabul edilebilirliğin çizgisi hakkında geniş bir tartışmayı tetikliyor. Bu tür kararlar, yaratıcı özgürlüğü kısıtlama, farklı görüşleri bastırma ve otosansürü teşvik etme riski taşımaktadır. Kamuoyunu bilgilendirme ve farklı bakış açılarını sunma görevindeki medyanın, kurumsal veya siyasi baskılara boyun eğmesi, demokratik tartışma ortamının zayıflamasına yol açabilir. Bu tür olaylar, yalnızca bir komedyenin programının yayından kaldırılması olmaktan öte, demokratik toplumlarda medyanın özerkliği ve hesap verebilirlik arasındaki dengeyi bulma mücadelesinin bir göstergesi olarak okunabilir.

Geleceğe Dair Endişeler ve Medya Etiği

Jimmy Kimmel'ın başına gelenler, ABD'de siyasi atmosferin gerginliğini ve medyanın bu gerilimin ortasında nasıl bir rol oynadığını açıkça gösteriyor. Bu durum, sadece geç gece şovlarını değil, genel olarak gazeteciliği ve yorumculuğu da etkileyebilecek bir "sindirme etkisi" yaratma potansiyeli taşıyor.

Bu olayın ardından, gece yarısı televizyonunun geleceği belirsizliğe büründü. Stephen Colbert'ın programının gelecek baharda sona erecek olması da düşünüldüğünde, Jimmy Fallon'ın 'The Tonight Show' ile bu kuşakta neredeyse tek başına kalabileceği konuşuluyor. Fallon, Trump'ın ilk döneminde, Kimmel veya Colbert kadar politik olmaktan kaçınan, daha risksiz ve genel olarak eğlence odaklı mizahıyla biliniyor. Bu durum, gelecekte gece yarısı şovlarının daha az eleştirel, daha az politik içerikle yoluna devam edeceği yönünde güçlü bir sinyal olarak algılanabilir.

Eleştirel seslerin bu denli sert bir şekilde cezalandırıldığı bir ortamda, komedyenlerin 'kabak' hikayeleri gibi masum şakalara sığınması şaşırtıcı olmayacaktır. Bu durum, Sindrella'nın saati gece yarısını vurduğunda her şeyin değiştiği masalını anımsatıyor; özgür konuşma hakkı gibi alışılmış hakların bir anda ortadan kaybolabileceği uyarısını içeriyor. Gece yarısı şovlarının geleceği ve bu tür programların siyasi mizaha yer verme kapasitesi hakkında daha fazla bilgi edinmek için Jimmy Kimmel Sahneden Çekildi: Gece Yarısı Şovlarının Geleceği haberimize göz atabilirsiniz.

Medya kuruluşları, ifade özgürlüğü ve yayıncılık ilkelerine sadık kalma ile siyasi baskılar ve ticari kaygılar arasında giderek daha zorlu bir denge kurmak zorunda kalabilirler.

Bu olayın uzun vadeli sonuçları, ABD'deki medya ortamının çeşitliliği ve eleştirel düşüncenin serbestçe ifade edilebilme kapasitesi açısından yakından izlenmeye devam edecek. Kamuoyunun, siyasi figürlerin medya üzerindeki etkisine karşı göstereceği tepki de bu sürecin önemli bir parçası olacaktır.

Bu gelişmelerin ardından, bir yayın televizyonu yöneticisi durumu "17 Eylül'ü hatırlayın – Amerika'da Birinci Değişikliği kaybettiğimiz gün" sözleriyle değerlendirerek, olayın ifade özgürlüğü üzerindeki potansiyel etkisine dikkat çekti. Bu olay aynı zamanda, medya organlarının, gazetecilerin ve sendikaların, ifade özgürlüğünü koruma ve eleştirel sesleri destekleme konusundaki rollerini yeniden değerlendirmeleri gerektiğini de göstermektedir. ABC ve diğer büyük yayıncıların, hükümetten gelen doğrudan ya da dolaylı baskılara karşı duruşları, önümüzdeki dönemde Amerikan medyasının yönünü belirleyecek. Disney/ABC'den henüz resmi bir açıklama gelmezken, programın geleceği belirsizliğini koruyor ve medya dünyasındaki bu güç dengelerinin nasıl şekilleneceği merakla bekleniyor.

Kaynak: Variety - Geç Gece Sunucularını Krizden Kurtarmak: Özürler Yardımcı Olabilir