Sinema tarihinin en ikonik kötü karakterlerinden biri olan Dr. Hannibal Lecter'a hayat veren usta oyuncu Sir Anthony Hopkins, rolün perde arkasındaki düşünce sürecini ilk kez bu kadar detaylı anlattı. Suudi Arabistan'da düzenlenen Kızıldeniz Film Festivali'nde konuşan Hopkins, 1991 yapımı 'Kuzuların Sessizliği' (The Silence of the Lambs) filmindeki yaklaşımının temelini 'duygusuz bir makine' fikrinin oluşturduğunu belirtti. Nexus Haber'in aktardığına göre, Hopkins, Lecter'ın korkutuculuğunun kaynağını, J.W. von Goethe’nin eseri 'Faust'taki şeytani figür Mephistopheles’e benzeterek açıkladı. Lecter'ın karşısındaki kişinin zayıf noktalarını, hırslarını ve hatta 'ucuz ayakkabılarını' bile bilmesi, karakterin sadece bir katil değil, aynı zamanda manipülatif bir şeytan figürü olduğunu gösteriyor.
Rol Teklifi: Bir Çocuk Masalından Psikopat Dehaya
Hopkins, menajeri Jeremy Conway kendisine senaryoyu gönderdiğinde, filmin adının 'Kuzuların Sessizliği' olması nedeniyle başlangıçta bir çocuk masalı olabileceğini düşündüğünü aktardı. Ancak senaryonun sadece 10 sayfasını okuduktan sonra Conway'i arayarak, "Bu, şimdiye kadar okuduğum en iyi rol. Çok kısa bir rol ama onu nasıl oynayacağımı biliyorum" dediğini söyledi.
Oyuncunun bu roldeki kısa süresine rağmen yarattığı devasa etki, Lecter'ın sinematik dehasının en büyük kanıtıdır. Hopkins, rolü nasıl canlandırmak istediği sorulduğunda cevabını netleştirdi: "Onu bir makine gibi oynamak istedim. O, kesinlikle insanlığa karşı hiçbir duygusu olmayan psikotik bir formun içine hapsolmuş entelektüel bir deha. Belki biraz merhameti var ama insanlık duygusu sıfır. Psikoloji konusunda uzman değilim ama onun psikotik olduğuna inanıyorum."
Hopkins, Lecter'ın korkutuculuğunun kaynağını, J.W. von Goethe’nin eseri 'Faust'taki şeytani figür Mephistopheles’e benzeterek açıkladı. Lecter'ın karşısındaki kişinin zayıf noktalarını, hırslarını ve hatta 'ucuz ayakkabılarını' bile bilmesi, karakterin sadece bir katil değil, aynı zamanda manipülatif bir şeytan figürü olduğunu gösteriyor. Bu entelektüel üstünlük, onun makinevari soğukkanlılığıyla birleşince, seyirci üzerinde kalıcı bir dehşet etkisi bırakıyor.
Clarice Starling İle İlk Karşılaşma ve O Ünlü Ses
Hopkins, Lecter'ın Ajan Clarice Starling (Jodie Foster) ile ilk kez tanıştığı ikonik sahnenin çekimleri sırasında yönetmen Jonathan Demme'nin kendisine, "Clarice koridordan gelirken seni nasıl görmek isteriz? Uykuda mı yoksa yemek yerken mi?" diye sorduğunu anlattı. Hopkins’in cevabı, karakterin dehşetini pekiştirdi: "Hücrenin tam ortasında dik durmak istiyorum, çünkü onun koridordan geldiğini koklayabiliyorum."
“Karaciğerini fava fasulyesi ve güzel bir Chianti şarabı eşliğinde yedim” cümlesinin sonunda yaptığı o meşhur emme sesi, seyirciler tarafından büyük bir keyifle karşılandı. Hopkins, bu sesi 1931 yapımı 'Dracula' filminde, Bela Lugosi’nin canlandırdığı Kont’un, John Harker'ın tıraş olurken kendini kesmesini izlerken çıkardığı sesten esinlendiğini açıkladı.
Anthony Hopkins'in Oyunculuk Felsefesi: Dinginlik ve Netlik
Hopkins, Lecter'ın agresifliğinden farklı olarak 'Günden Kalanlar' (The Remains of the Day) filmindeki Stevens karakterini oynarken sergilediği ketumiyet hakkında da konuştu. İlk filmi olan 'Kış Aslanı'nda (The Lion in Winter) birlikte çalıştığı Katharine Hepburn'den öğrendiği büyük bir dersi paylaştı: "Oynamak zorunda değilsin. Sadece olduğun kişi ol." Hopkins, bu öğüdün etkisini vurgulayarak, "Ne kadar hareketsiz kalırsan, o kadar çekici olursun" dedi.
Konuşmasının sonunda genç oyunculara eleştirel bir bakış açısı sunan Hopkins, mırıldanarak konuşan aktörleri de eleştirdi. Bu durumu, Marlon Brando’yu taklit etme çabasına bağladı ancak Brando’nun aslında en büyük teknik ustası olduğunu ve her şeyi anladığını belirtti. Genç bir oyuncuya, "Mırıldanırsan kariyerin kalmaz. Bu filmdeki görevin bir hikaye anlatmaktır" dediğini aktararak, netliğin ve hikaye anlatımının önemini vurguladı.
Kaynak
Bu haberin hazırlanmasında Variety dergisinin 29 Kasım 2024 tarihli haberi referans alınmıştır. Variety